HOYDA EDEBİYAT

Acaba siyaset-politika şiirin veya edebiyatın bir kolu mu olsaydı? Veya dans veya tiyatronun? O zaman dans! Var mı edebiyat gibisi? Kimseyi zorlamadan, adım adım, sayfa sayfa olurunu alarak, nasıl da hem zifiri karanlık mağaraya, hem dış uzaya, hem ışığın aşığın gözüne çekebilir..

Sanat, özellikle edebiyat azıcık da papağan gibi tekrar, hatta zikirdir. Öte yandan edebiyat belki deşifre olmuş casusluk etkinliklerinden ibarettir. Gizli seferlerimiz ve bütçe bari ruhun açılımına yarasın gibisinden. Edebiyat iş bittikten sonra malzemeleri toparlamak -listeleri yapmak. Boşalıp ölgünleştikten sonra felaketle, arzuyla gözleri kamaşmak. Demek edebiyat bir plan mesleği değil. Bir arkeo-yeniden-yapım, fantezi olduğunda bile. Bir buluş değil yeniden buluş, eksik veya fazla buluş. Yani arzu ile kardeş veya kuzen.

Kişisel olarak, benim için edebiyat sezgiyle ve bilimsel olmayan bilgiyle haşır neşir olmanın bir ortamı. Her şeyi bilebileceği ve söylediği için değil, haddini bilip, deneyim ve gönülle söz söylediği için.

Çarıklı erkan-ı edebiyat ağızda bir tat, kafada karışıklık bırakmalı. Ben ışık çakmaları ve güzel söz kalıpları halinde (edibeler h.) öğreniyorum. Edebiyat benim için arama (sorun), ifade (anlatım), buluş, yaratmanın hepsi demek; bazen bazen, ya ya. Amacım yok, ama amacım edebiyatı en ufak kılcallara, en kıçlara kadar sokmak. İyi anlatımlar bulmak ve biriktirmek. İşlemcim çift çekirdekli değil 1 beygir gücü..

Özel yaşamda da geçerli, özellikle edebiyat ve düşünmeyle ilgili kişisel üslubumda şunların hepsinin olduğunu hissediyorum: Birikim sağlama, sağlamlaştırma, savunu, saldırı. Zorunda kalmadan kimseyle savaşmam, önüme ve işime bakarım, yalnız pek tırsak, çekilgen değilim. Güven ve şefkat hissi uyandıran biri olduğum halde kedi misali sokakta da var olurum. Kontaşlarda kedilik içkindir, asker arkadaşım demişti: “İbiş familyası değil misiniz, kedi gibi sürtünür, sürtünür, illa kucağa alınır, kendinizi sevdirirsiniz.” Bu herif, en küçüğümüz benden 10 yaş ufak Özcan’ı da tanımıştı..

Yazdığım belki de siktiriboktan bir edebiyat klasörü bu basılmaz diye geri çevrilince, onu düş kırıklığıyla değil öfkeyle geri çektim. Ben size gösteririm havalarındaydım. Ne yaptım, şansım yaver gitti önce bir sinema kitabı çevirisi yayınlatmayı başardım. Sonra sıra bir yöresel şive sözlüğüne geldi. Onda hata bende, 1,5 yılda sözlüğü neredeyse basıma hazırladığım halde, iş guru bir abimin olurunu, eleştirisini almadan ilerlemem diye kaprisimsi önkoşul uydurmamla durdu da durdu. Onu da bitirirsem kişisel tarih gibi, aforizmalar gibi eksantrik bir kitabın peşine düşmeye sıra gelecek. Evet öykücü, savaşçı, didişmeci ve dokumacılardanım. Aslında ben yordamımı buldum: söyleyecek bir şeyim varsa ve basabileceksem, diyelim tek okuyucum olabilecek -tek- girişmem için yeterli. O tek okuyucuma elim sende yapmış olurum.

“Ağaç yaşken tecavüz edilir.” Edebiyat ehli ilk dökümünü erken vermemişse, üstünde hep bir oturmamışlık kalırmış. Tabii bir taze, randevuevini (kamu bedenini) kırkından sonra kullanmaya kalkarsa, çoluk çocuğun maskarası olur.. Ne yapacağımı artık aramıyorum, yapıyorum. Bir hayli duraksadım, kendime ve yazınsal yeteneklerime ihanet ettim ettim ettim; çok geç artık. Bu yazıklanmalarımdan sonra 10-15 yıldır toz toz, zerre zerre, söz sözcük, dize ve cümleler yazmaya, birikmeye başladım. Saygı beslediğim büyüklerin cümlelerini temize çekerek kopya ettim. İyi ki eğitim olarak edebiyat okumamışım, zevkimde amatör ve acemi olmak daha iyi.

Matematik terimleri ve tanımlamaları edebiyatçılara bırakılmalı diyorum; ve zaten öyle yapıldığı söylenirse şaşırıp oha derim. Matematik terimleri edebiyatçılara açıklatılsın. Ki dil gelişsin, zor anlatımlarla, bin türlü kavram ve formülleri anlaşılır hale getirmekle evcilleşip, olanakları artıp akıcılaşsın. Matematikle ilgili edebiyat/sözlü dil olanakları şu anda daha taş devrinde. Felsefe dili de aynı. Derin düşünü yapmasak da felsefenin dile getirdiği tecavüz açıklığı bir yerinden gündeliğe sızabilir. Minik bir sorunum var, popüler kültürle, hatta edebiyat dünyasıyla psikiyatri yazını arasında varsanı (halüsinasyon) ile sanrı (hezeyan, delüzyon, delusion) söz birliğini bir türlü sağlayamadık. Tamam, bunlar yakın kavramlar ama psikiyatride varsanı terimini algı bozukluğu için, sanrı terimini düşünce bozukluğu için kullanıyorlar.

İki adamıma selam çakayım.. İlki, Kafkam benim, tüm insanlığın umutsuz ulak yalvacı. Bir tür yavaş ve ters edebiyat Hermesi. Herkesi, kulağı duyan herkesi yalnızlık köşesinden sarf ettiği tuhaf, büyülü normallikteki sözcükleriyle destekledi, insanlığa çağırdı, insanlaştırdı. Her anı edebiyatla dolu, her anı önce ve tek edebiyat için olan bir adam varsa Kafka’dır. Diyor kendi de; “Benimkisi edebiyata ilgi değil, ben edebiyattan meydana geliyorum, bunun dışında hiçbir şey değilim ve bunun dışında bir şey olamam.” Yazısını sevmeyen veya uzak duran edebisever için dahi bir tür ata, köşe taşıdır.

İkincim, Kemal Tahir. Şimdilik son okuduğum kitabı olan Karılar Koğuşu aynı anda hem solcu, hem Anadolulu -ağırlıklı olarak Malatyalı- hem edebiyat tarihi gibiydi. Değerinin güzelliğinin bilincinde bir Kemal Tahir’i yansıtıyordu. Dünyayı, dünya edebiyatını da izlediğini, bildiğini belli ediyordu. Belki iddialı olacak, edebiyat yapmanın evrensel kurallarını, yöntemini öğrenmiş. Neyi bildiğini bilen bir Kemal Tahir. Yaptığının düşünsel değeri bir yana edebiyat olduğunu bilen adam. Kişisel taktik olarak, günün birinde kitap okuma zevkimi yitirirsem, okumaya tıkanırsam diye, bir köşede hep okunmamış, henüz dokunulmamış birkaç Kemal Tahir kitabı bulundururum, bataktan beni o kurtaracaktır.

Son dil duam:

Benim gözüm elim dilim, belimden daha da azgın ola ki hain emellediğimin aklını alayım. Nasıl küçücükken her şeyi bilir ve kabulle aşar gibiydiysem, yaştan öte bağımsız var olayım, hep genç hep bilge kalayım. Acının bal eylenişi bu olsun, düştmanın kutsanışı bu. Alayım kendi aklımı da akılları da. Dil büyücüsü olayım. Diiliyatta alayım, alıyorum.

Yazıt ve kanıt büyücüsü olmayayım, iz bırakmaz, uzaktan reikik büyücü olayım. Yazıyı sevişim kanıt aramak ve bırakmak değil mi? Biraz ve mutlaka öyle. O zaman yazım da kendiliğinden şifreli, dolambaçlı, Hermetik, az Kassandrik, kendini ele vermez, göz önünde örtünür gizlenir bir yazı olsun. Göze giz olsun. Her gören her okuyan onda önce kendini görsün. Anca azgın merakı olan ilerisine açılsın, göz olsun, yayılsın, insi şeytani kardeşlerini benden öte görür olsun.

Aminaminamin.

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

One thought on “HOYDA EDEBİYAT

  1. Daha önceki yazılarını derlemiş, yenileri de ekleyip özlü bir “öz anlatım” yazmışsın. Çok güzel olmuş.
    Yaşadığın gibi yazan, yazdığın gibi yaşayansın. Kendin için, kendine yazıyorsun daha çok. Biriktirmecisin evet, daldan dala koşansın ve koşarken de anlaşılmaz olabiliyorsun kuşkusuz. Anlaşılmazsan da ne gam, gizemli olmak da güzel değil mi?

    Gönlüne sağlık, hep yaz dostum. Gönlünce…
    Amenamenamen 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: