HIZIRCA

Tek kişiydiler. Önce yattılar, sonra kalktılar, sonra musallat oldular.

***

Günahkarcasına suçlu, eve dönüyordum. Aklımda kırk tilki kuyruk yarışındaydı. Varsa yoksa planlarım, tasarılarım.. Tam alt geçidi aşıp caddeye dönüyordum ki, bağlantı yayında, benden önce duraklamış bir Kangoo’nun önünde, yarısı kaldırımda, yarısı caddeye uzalı bacaklarıyla devrik bir adem gördüm.

Hiç de doktor refleksi filan demem, istemezsem kimliğimi saklar basar giderim. Adamı geçelek bir iç istemle durakladım, geriye yanına geldim. Önceden park etmiş olan ise benden çok sonra olay yerine gelecekti. Hava açıktı, güneşli ve berrak, sorgulayıcıydı. Sorgulayan berraksa sen dumanlısındır. Tınmadım, bir iç eminliğim var gibiydi. Ne yaptığımı biliyorum, güçlü ve hazırım, hayır sanıyorum.

Baktım, ağzında boynuna doğru kaykılmış bir ağızlık, herkesin dediğiyle maske. Genç gibi de, yaşlı gibi de. Sakalları kirli, aralarında kırlar hayal etmiş olabilirim. Ağız köşelerinden her iki yanağa ve boyna yayılmış sara nöbeti köpükleri. Birazı köpük, birazı yapışkan, biraz da açlık – belki açlığı o an değil, bir süre sonra ağız kokusuyla yerine oturtmuşumdur.

Hemmen eğildim, elini tuttum, bir elimle de omzunu kavradım. Destek oluyorum. Sorup öğreneceğim, nasıl olsa artık uyanmak üzere, ölmez. Adın ne dedim, ilacın var mı dedim, onu doğrulturken bir yandan yavaş olmaya zorluyorum, kaldırdığım kadar da bastırıyorum. O doğrulurken baş tarafının biraz ilerisinde yuvarlanıp rasgele durmuş gibi kızaran bir soğan başı görüyorum. Saranın toplumsal etiketi, bilen biliyor, bilmiş. Soğan işe yaramayacak olsun varsın; hem bir yardım etme dileği ve jesti, hem de söz konusunu sağlamlardan ayıran bir çit.

Konu Adam doğrulurken, Kangoo’yu tanırmış gibi oraya hamle ediyor. Lar lur ediyor, konuştuğunu sanıyor, sözü anlaşılmıyor. Cebinden bir ilaç kupürü çıkartıyor, üzerinde Neurontin 800 yazıyor. Bir doğrulayıcı daha, bu konuadam bir saralı. Ondan sonra yüzde doksan sokak saralısında görülen kenarları aşınmış, eski sevdicek mektubu gibi korunmuş devlet hastanesi sara raporu. Bir kimlikten çok daha fazlası. Üstünde altı, sekiz tane imza var. Fotokopi gerisinden bana el sallayan doktorlar: Biziz, böyle bir cüz oluşturduk, kutsal metni dikkatinize sunuyoruz. Adama senin adın ne bile demeye gerek yok.

Minivandan gelen adam bize katılıyor. Ona da bir işlev var, arabadan bir peçete, ıslak mendil getir. Bulduğu bir kağıt peçete poşetini olduğu gibi hizmetimize sunuyor, gururla. Adamcığın ağzını dudaklarını siliyorum. Soluğu göründü.

Artık hem hayır işleme yarışı, hem rütbe farkıyla olguyu denetimime alma yetkesi atbaşı gidiyor. Kalkma, sakin ol, sorulara kısa cevap ver, usluca ardıma düş, seni mutlu edeceğim, bak artık binecek bir araban, başında doktorum demeyen bir doktorun var. Doktorlar ve ben toplum içinde olabildiğince kimlik saklarız, verdiğimiz acil emirlere direnç olursa isteksizce hakkımızı gösteririz. Diyelim adı Hızırca: Ben oradan geçerken hadi hazır yatıyordu, bu en güzel isim olacak. Ben de iyilik dersinden ustaca geçmeye azmetmiş, son dakikacı uyanık velet.

Bir eczaneden nöbetçisini öğrenmek, yol bulucuyla el koymuş gibi bulmak, eczanede sırasını bekleyerek usluca ilaç istemek, kolay. Hızırca ise kırtasiyeyi daha iyi biliyor, vermezler diyor, vermediler. Yan taraftaki poliklinik kapalıdır diyor, ve benim dik dik bakan, delen gözlerim tıp merkezini açamıyor. Sırada daha ciddi bir hastanenin acilinden geçip ilacına kavuşmak var. Hızırca, vermezler, olmaz, sinir uzmanı vermeli diyor. O haklı ama ben de söz dinlemezim, illa sonuna kadar deneyeceğim. Ayrıca, belki asıl soruna parmak basıyor, açlık, yoksulluk, pencereleri temizleyip üç beş kuruş kazanmak için Pendik’ten şehre Bostancı’ya geldiği gibi öykü ve martaval kırıntıları geveliyor. Pazartesiyi beklerse, kaybettiği reçete şifresini yeniletir, ilacı alırmış, ilaç pahalı, 10 kutu yazsa on kutusunu almak ayrı bir zenginlik istermiş. İlaç temini ve geçinme dertlerinden şurasına tak demiş, intiharı düşünüyormuş, olmuyormuş. Ona, erken ölüp ne edeceksin dedim, sıran gelip gücün yetince öleceksin, zaten seni bir sara nöbeti bile öldürebilir. Zorlama. Aklıma akın akın saralı filmler doluşuyor.

Bu söz ve fikirlerin içeriği zaten yumuşak değil, görülüyor. Ben ayrıca gerilmeye başlamışım. İşler yokuşa ve sarpa dönüşüyor. Bir hastane, bir eczane, bir kutu Neurontin benim için çocuk oyuncağı, kolay yerden soruldu diye parmak kaldırmıştım. Şimdi sorunun alt dalları beliriyor. Ya para olanağı yoksa? Zararsız, ben çok değil bir kutu ilaç alırım. Gerisi Allah kerim, Hızırca kerim. Hızırca’yı ben doğurmadım, kendine bakabilir ve oraya buraya sürükleyebilir. Yalnız hastanede sinir uzmanı çıkmazsa, bir ilaç bile alamayabiliriz, en büyük devlet hastanelerine mi gitmem gerek?

Zorda kalıp bir yaratıcılık çıkışı: Kızılay’ın Kartal Huzurevi tanışımdır, varsa bana ilaç verirler. Hastaneden kurtulurum. Yeşil ışığı hayat ve müdire hanım yaktı, onlarda verilebilir bir miktar ilaç var. İlaç dediğin ab-ı hayat, bengisu. Sular akıyor. Sinyal çok bariz, yüzüm gülüyor, direksiyonu oralara çeviriyorum. Yolda Hızırca yeni bilgiler veriler kaygılarla yanı başımda. Ev sahibi evden çık, kira veremiyorsun diyor. Çoluk çocuk kışın nasıl çıkarım? Çıkma tabii, zorla atmaya gücü yetmez. Artık eve saklı girip, saklı çıkıyorum, evde yok numarası yapıyorum. Olabilir, artık elinden öper, yönet sorunu. Evde aç biilaç yatıyoruz, elime bakıyor kaç nüfus. Kaç nüfus olduğunu o söyledi, ben dinlemedim, daha fazla acımak, zorunlu kalmak, hissetmek istemiyorum. Ama işler yolunda ya, bir 101 şubesinden domates, patates, soğan, portakal, elma, yağ gibi en zorunlu saydığım şeylerden birazcık tepeleme alıyorum. Bunları arabaya getirirken hem yoruluyor, hem caddeye oraya buraya saçılmalarını önleyemiyorum. Çarpılmadan arabaladım.

Göz ucuyla Hızırca’ya bakıyorum, beni işkillendirmeye başladı. Çok konuşup, profesyonel dilenci gibi dallı budaklı öyküler anlatınca aklıma giren girdi. Gerçi bir saralı, işe güce de sahip olsa gitgide kenara itilebilir, dilenciliği yolda öğrenebilir. Büyük şehirde varoşta yaşamak zor, yollar belki de çizili ve belli. İyi de, bu Hızırca hınzırı, niye boylu boyunca caddede değil de, kenarına ilişivermiş gibi yarı kaldırımdaydı? Yoksa sırada beni gasp etmek mi var? Niye ilk dakikalardan sonra aksilenme gereksinimi duydum? Hepten savunmacılaştım? Renk vermek istemiyorum. Doktor olduğumu söylemezdim, eczanede duydu. Gerçi doktorluk birinin baş başayken öldürmeye can atacağı insanlar listesinde sayılmaz. Sadece toplumsal histeriye dahil o. Bakıyorum boyu benden daha uzun değil, derhal baskın bir şey yapmadığı takdirde onunla baş edebilirim. Daha iyi olasılık, zorunlu veya gönüllü bu Hızırca dilenciliği kıvırabildi, kariyeri böyle ilerledi, şekilleniyor. Evet, yüksek olasılık. Zamanında ona yoksulluğu iyi bilen biri denk gelmiş. Anlattıklarını dinledikten sonra “Bak,” demiş; ellerini araba konsolunda sırayla üç komşu noktaya oyun kağıdı sıralar gibi dokunduruyor: “Bu senin kiran,” -750 ile 850 hatta 900, bin lira arasında muğlak kiralar söylüyor, belli ki kiralar borsa gibi inip çıkıyor, veya iyilikseverin yüzündeki rakamlara göre açık veya belirsiz olabiliyor- “bu senin mutfak masrafın, bu da senin az da olsa harçlığın.” Anımsayacak gibi oluyorum, benden domates alışverişinden sonra tavuk, kanat gibi lüks saydığım şarkı isteğinde de bulunmuştu. Huzurevi faslında ise bu sefer bir Rivotril kupürüyle adeta as göstermiş, ama blöf bile saymadan asını bertaraf etmiştim. Yeşil reçete bu oyunda kullanılmayacak bir kart, geçemezsin.

Hızırca ne yapıp yapıp, ben iyilikseverin cennetini, gönül rahatını garantilemeye ahdetmiş gibi. Aklım, benden başka kimler tezgahından geçti gibi zındık sorulara kayıyor. Bir kriminal yapıyorum onu, bir yüz kızartıcı olmayan bir dilenci. Bir de insan sarrafı, yol psikoloğu, anlık doğaçlamalarla av avlayan, genel senaryosu belli bir sahne sanatçısı, yol tiyatrocusu. Az konuşsa ikimiz arasında benim hayatım rahat yürüyecek. Karımmış gibi kafa ütülüyor, ona sevmediğim bir, haşa üvey karımmış gibi ifrit oluyor ama susuyorum, kaş çatıyorum. Benim de yoksulluk görmüş, yüzünün nuru apaçık belli bir insan olduğumda ısrarlı. Keşke inanabilsem. Biz bu yola niye girdik? Aynada güzel görünmek için. İnsan güzeli sanılmak beni Kaf Dağına taşıyacak. Basit, kolay, fakirliğe kafa tutmayan, kimseyi ne değiştiren ne eleştiren, şıpın işi bir kurtarıcılık, bir iyilik taslak olması da yeter. Her yönden, ama özellikle geleneksel ve klasik yollardan kaşıyor. Çoluk çocuğunun hayrını gör, aracın canın salim olsun, Allah senin her zaman yanında olsun, dünyada cenneti yaşa, mizan terazine konsun. Ben bir bunları istemem yan cebime ile alıyorum, bir titrer, terler gibi oluyorum. Celladıma tıpış tıpış mı gidiyorum? Ama bu yoldan geçinmeyi sürdürmek için kurbanını kollamak, canına saygı zorunda. Her nasılsa huzurevinden 20 kutuluk ganimet kaldırdık mı! O da ben de kardayız, verimli av diye buna derim işte. Bir an ben de Hızırca gibi sevinçliyim. Ama asıl hedef olan bana kira ödetme ne olacak? Ben ödemeye, cebimden kağıt para çıkmamasına kararlıyım. Bunu evine varana kadar söylemeyeyim, elim belli olmasın. Arada can korkusunu atmışım, evine kadar iletmeyi evetlemişim. Anayol üzerinde bırakıp, torbaları sarsak sarsak kendi başına götürmeye zorlamak vardı. Söyleşirmiş, dinlermiş gibi yapıyorum, hiç aslım yok, öfkeli veya korkak geçiştirme tepkileri veriyorum. Yolun bana açtığı sorgu ne kadar iyiyim, nasıl iyiyim, nerem parçalı bulutlu, kimden ne kadar zarar görmeye izinliyim? İyi bir yanım kaldı mı? Belli ki elimde yalnızca deneyim ve macera kalacak. Hayat gibi mi? İyi, güzel olmasam ne olur? Kolay kısa yollu, havalı vitrin planım elimde kaldı, tel tel döküldüm.

Beni Pendik’te anayolun üst yani yamaç tarafındaki kenar mahallelere götürdü. Akşam namazında bana dua edeceği camiyi gösterdi. Kıvrıla kıvrıla sokakları geçtik. Yamaçtan aşağı sallanmış kamyonetlere yol verdik. Kıvırtan , hızlı da yürüyen biri kaknem biri iri kalçalı iki kadınla, tek tük sokak bekçisi çocuğu seyredip arkamızda bıraktık. Kenar mahallenin gizli din uluları ağaçları sıraladık, onlar nezaret ettiler. Artık Hızırca’nın sesi bana batmıyordu, buzlu cam arkasından geliyordu. Kendi başına, onu evden atacak ev sahibi ile ev kirasının açıortayını hararetle tartışıyordu. Söylemine uygun, “Beni bu saatte ev çevresinde görmesinler.” Tam evinin neresi olduğunu bilmedim. Hayalimdeki koyu elbiseli, çatık kaşlı karısıyla, sayısı belirsiz çocuğunu tanımamış kaldım. Onlarla ne soğuk ne sarılmalı karşılaştım. Bana bir kağıda adresini yazacaktı, onun yerine cep telefon numarasını verdi. Cebini de gösterdi; tuşlu, gümüşi metal eskisi bir şeydi, çerçeveye dahil metal bir parçası elinde kalıyordu. Çaldırdığımda şarjsız olan cep çalmıyordu. Hızırca gibi bitik, bozuk. Elimde artık sanal, günün birinde söyleşebileceğim bir Hızırca numarası var, belki cennetin kodudur. Beni kurban gibi kesmediğine çok teşekkürüm. O, kıyağının karşılığı olarak son bir hamleyle onu bıraktığım yerde şoför kapısını açtı, zorladı. Aynı anda içimden kapıları çaktırmadan kilitlemediğime söyleniyordum. Öyle çaktırmasız olmaz, beceriksizliğimi affetmem gerek. Kira da kira diye tutturmuştu. Para veremem, vermeyeceğim -son anda çıkan kurtuluş nidası- kendine iyi bak, saranı geçirmesen de verimli yaşa. Gençsin, benden becerikli ve çok bilgili olduğun da su götürmez. Seni kalbi büyük oluşlarıyla üstün yapım süpermenlerimin yanına komşu yaptım. Benden iyi, benden üstün muhataplarım. Nerden gelip, ne dertlerle baş etseniz yine parlarsınız. Bana değil Dostoyevski’lere konu olursunuz. Sıradaki aynam, kalite kağıdım kimse, hep tüylerimi diken diken eder. Var ol, ömürlü ol Hızırca, sen değil asıl ben Hınzırca.

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

HIZIRCA” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: