HALAM VE DÜŞÜ

“Aşe? Bu alt ekstremite ne olacak?”

Beyaz masa üstünde var gücümle cep telefonunu elimden düşürmüyor, programlarını, içeriğini temizleyip hızlandırmaya çalışıyorum. Masanın üstünde istemediğim bir kalabalık var(mış), ama bunun şalvarıyla masanın bir köşesine yatmış genç-orta yaşlı bir kız olduğunu geç fark ediyorum. Onu hem tanıyor gibiyim, hem tanımıyorsam gocunmuyorum. Yatsın varsın. Altına bir masa örtüsü koymuş, bacaklarını karnında toplamış, masa örtüsünü şekilsizce buruşturmuş. Uyuyor değil ama sessiz, yükünü hafifletmeye çalışıyor. Hayal gibi salona dalışını, sessiz hareketlerle kıvrılışını dikkat etmeden izlemişim.

Evde Özgür, çocuğu veya çocukları, olasılıkla eşim İnci, bu genç kız, olasılıkla kızım Yağmur, kızkardeşim Ayşe, Şavya (Şafiye) ninem var. Göründüğü kadar kalabalık değiliz, ev bazı değişikliklerle birlikte Samandıra’daki evimiz görünümünde.

Cep telefonunu düzenlemeyi bırakıyorum, veya sadece ara verdim.

Aklıma bir şey geldi. Evde bakılıp toparlanacak başka şeyler de var. Hemen kapı arkasındaki rafçık veya dolapçıktan bir ayakkabı veya çizme kutusu çekiyorum. İçinde bir çift çocuk bacağı olduğunu anımsamışım. Ne olacak, ne yapılacak bu? İnci’nin bilmesi gerekiyor, ama önce bir sorup hatırlatmam gerek. İnci salonda değil. Seslenebiliyorum, ona göstermenin yerini Özgür’e göstermek tutacak. Özgür bizim derimsi eski beyaz koltukta uzanmış. Görsün diye kağıt mukavva kutuyu gözünden aşağı düzeye indiriyorum. Yanında çocuk var, o işkillenmesin korkmasın. Çocuk görmeyecek şekilde koltuktan aşağı kadar indirip Özgür’ün yan gözle görmesini sağlıyorum. ‘İşte bu ne olacak? Bu çocuk bacağı ne olacak? Hatırlasanıza..’ Ben zaten biliyordum ama unuttuğum süre içinde bacaklar kokmuştur. Kendim de göz atıyorum; bacaklar bir çift eski ayakkabı gibi birbirine yapışırcasına dolanmışlar, derileri buruşmuş, suyunu yitirmişler. Hay aksiliğe ki kopuk oldukları üst bacak-karın tarafından kararma ve irinlenme de başlamış. Şimdi bunlar leş kokusu yayacaktır, belki kokmaları başlamıştır. Ben en iyisi fazla nefes almıyayım, koku duymayayım, ne yapılacaksa bir an önce öğrenip uygulayayım. Evde bir şeyler daha var bakılacak, hele ben burdan bir başlayayım. İnci’den talimatımı alamamış duygusuyla, birden köydeki evimize de benzeyen mekanda salondan çıkıyorum, elimde kutu, hamamlık veya tuvalet tarafında olan Ayşe’ye gidiyor ve ona soruyorum. Ona sorum ayak bacak da olabilir, “alt ekstremite” lafıyla da olabilir. Ayşe’den bir talimat alabildim mi? Sanki o da burun kıvırdı da bacaklar üstüme mi kaldı? Emin değilim, uyanmışım.

4 kasım 2018.

Bu düş beni de, garip düşlerime alışkın olan arkadaş çevremi de şöyle bir sarstı salladı. Neye yorumlayacağımı bilemedim. Nasıl örtünen bir düşse, unsurları ortaya çıkarken düşün işaret ettiklerini bilmeden, fark etmeden yaşadım. Ta ki 20 gün sonra rasgele eski yazıları, notlarımı elden geçirirken yakın geçmişteki düşe gözüm çarpıncaya dek…

Yanılmıyorsam gördüğüm düşten 8 gün sonra küçük halaoğlum halamın bacak kararması ve soğumasını haber verdi. Ameliyat ve kesme gerekebileceği hemen belli oldu. Düşten 10 gün sonra sol bacağı diz altından kesildi. 20 gün sonra ben onun ziyaretinde hastanedeydim. Düşün ana fikri olan görev, “Ne yapılacak” konusunu önce oğulları kısmen çözdü. Aile için hazırlanan mezara kesik bacağı götürüp gömdüler. Görev buymuş. Bana özgü ikinci görev ise yanına varmak ve kötü koku korkumun üstüne giderek halamın temizlik ve bakımıma katılmak oldu.

İlk düş açıklamalarımdan biri, düşteki bacakların kokusunu almamaya çok dikkat ediyorum ama kaçınılmaz.. “Yüklükteki İskelet” gibi bir şey olmalı. Benim bir açığım, yüzleşeceğim bir şeyim olsa gerek ama fikrim yok. Gibilerinden bir yorum.

Yirmi yirmi bir gün sonra yazıyı kaleme aldığım gün halamın altına kaçırmasını temizlemeye bir anlık bir ilhamla giriştim. Gönüllü değildim, hiç hasta bakımı bilmem, ayrıca babam gibi çok koku sezerim, içim bulanır. Ama bir şekilde iş üstüme kaldı ve ben razı geldim.

Hemen ilk anda bok burnuma fena halde koktu ve elimde tuvalete bok götürürken öğürdüm, kusmadan zor atlattım. Ondan sonra bir döğümlük (dayanıklılık) geldi. Yavaş yavaş kokuyu az almayı başardım, soluğu ağzımdan aldım. Hiç bitmeyecek gibi görünen temizliği ıslak mendillerle usul usul sürdürdüm, acele etmekten caymak kurtarıcı oldu. Bacaklarını sildim, apış arasına özenli bakım verdim. Yapışan kurumuş parçacık kalmamasına dikkat ettim. Odada çok ahali vardı, hiçbirini görmez hale geldim. Gönüllü ilgilendiğimi halam da hissetti galiba. Oradaki bazısı bakım uzmanı ve işin erbabı olduğumu sanıyor. Öteki biri benim yerime deneyimsizliğimi ileri sürüyor. Yavaş yavaş tüm bölge bedeni temizledim. Çarşafa, yatağa el attım. Bir şekilde ilerledi, halloldu. Halam ellerine sağlık dedi. Onun kendini kasmayı bıraktığını varsayıyor, hayal ediyorum. Sonra oradakiler hep birlikte muşambasını ve çarşafını değiştirdik. Mis gibi yatağına uzattık.

Gözünün içine daha emektar ve daha dik bakabilir hale geldim. Onu daha da rahatlatmak için “Aşkım..” dedim. “Benim kahramanım,” dedim. Gözüme o da dik baktı. Meraklandı, ne bildiğimi, söze özel anlam mı yüklediğimi sorgular gibiydi. Zihni zehir gocarı’nın. Tekrar tekrar sağol çekti. Ben bir kerecik özel bakım verebildiğime çok doyundum.

Önceden hiç farketmediğim, uyanmadığım “Bacaklar” düşümün karşılığını gene bilmeden, belki sezgiyle ödedim, su yüzüne çıkardım. Düşümde leş kokacak bacaklardan kaçınmaya çalışıyordum. Çok ipuçları varmış. Bana bu düşün onun ayağının kesilmesinden bir hayli önce göründüğünü sevgiyle ve özgüven dolarak, ayrıca dehşetle farkettim. Elbet bir gün bağlantıyı bulurdum. Boş zamanımda eski notlara göz atarken yazdıklarım gözlerimle çakıştılar. O düşle buluşturuldum. O zaman bu deneyimi yazıya dökmem şart oldu. Sırf hasta ziyaretine gitmem bile anlamlı bir jest idi, mini bir özveriyi barındırıyordu. Biraz daha tamamına erdirmiş oldum. Onun öz çocukları ve torunlarının yerini tutamam. Ben kahraman halamın yanında kendime yer buldum, köşe tuttum. Ayrıca şeker hastalığına inat süt gibi, yağ gibi tenine ayrıca hayran olup buna açıklama üretmeye çalışıyorum. Ben de arzulu, doyumlu, ben de uyumlu ve akıcı ve cesur olmak istiyorum. Cesurum ve oluyorum…

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: