ÖZGÜRLÜK VE KADER – ROLLO MAY

  • Özgürlük sonsuz olarak kendini yaratır, kendi kendini doğurur. Özgürlük, gördüğümüz gibi, kendi doğasını aşma yetisidir – çok kullanılan aşmak sözcüğünün gerçekten uyduğu bir olgudur bu. Rollo May – Freedom and Destiny
  • Kader kavramı öfkenin yaşanmasını gerekli kılar. “Hiç öfkelenmeyen” bir kişi, emin olabiliriz ki kaderle hiç yüzleşmemektedir.
  • Batı dünyasında bizler özgürlüğü bireysel bir kendini anlatım olarak yaşarız. Doğu’da ise özgürlük bir katılım olarak yaşanır.
  • Şimdi gizemli görünen durumlarda tayin edici unsurlar bulunduğunu er ya da geç keşfedeceğimiz ifadesi kullanılamaz; çünkü gizem unsurlarda değil, bu unsurların birbiriyle ilişkilenme tarzındadır. (…) Bu nedenle ben determinizm terimini (burada deyimini) bilardo topları gibi cansız nesneler için saklıyorum. İnsanlar içinse kader deyimini kullanacağım.
  • Doğrudur, kaderin tanımları, değiştirilemeyen şans kavramını içerir ama daha fazlasını da. Destiny (kader) sözcüğünün fiil hali destine, mukadder kılmak, adamak, takdis etmek olarak tanımlanıyor. Destiny sözcüğü destination (hedef) sözcüğünün akrabasıdır ki, o da bir amaca doğru ilerlemeyi anlatır.
  • Kaderi, yaşamda verilmiş olanların tarzı ve sınırları olarak tanımlıyorum. (…) Kaderimiz yok edilemez; onu silemez, onun yerine başka şey koyamayız. Ama nasıl tepki vereceğimizi, karşılaştığımız yetilerimizi nasıl yaşayacağımızı seçebiliriz. Kader, sosyolojik ve ahlaki yargılardan önceki durumumuzu tanımlayan bir terimdir. Bizim kaderimiz arketipik ve ontolojiktir; kelime kişinin her anındaki özgün yaşantı ve deneyimlerini anlatmaktadır. Evrenin, her birimizin oluşumunda kendini gösteren varoluşudur.
  • “Anatomi kaderdir” Freud’un ünlü sözüdür. Kişinin yetenekleri, müzik, sanat ya da matematiğe yönelik özel istidatlar, bu grubun parçalarıdır. hiçbir yetenek inkarı cezasız kalmaz ve yeteneğin inkarına teşebbüsün adı nörozdur.
  • Fitzgerald her birimizin bir ölçüde kaderini tahrif ettiğini, inkar ettiğini ya da atlattığını doğru şekilde gözlemlemiştir – hataları teslim etmek çok insanidir. Kendisi de özellikle bu tiptedir; kurgusal metin yazarlarının çoğu zaman yaşadığı gibi, erken gelen şöhret de dahil olmak üzere kendi kaderiyle olan özgün zorlukları onu alkolizme ve erken ölüme götürmüştür. Yani neden söz ettiğini bilmektedir.
  • Herodot ve Tukidides’i okuyan herkesin bileceği gibi, tipik Yunan vatandaşları şaşırtıcı derecede kendine güvenli ve otonomdurlar. Onların eylemlerine bakarsak kadere inanmanın kişiyi pasif ve hareketsiz yapacağının doğru olmadığını kavrarız. Bunun tersi de doğrudur; yani sınırsız özgürlüğe inanmak, çiçek çocuklarda da olduğu gibi, kişiyi paralize etmeye yönelir. Çünkü sınırsız özgürlük, kıyıları olmayan bir ırmak gibidir, suyun akışı kontrol edilemez ve bu yüzden her yana yayılır ve kumlarda yitip gider.
  • Yunanlılar Aulis’ten Truva’ya gidebilmek için uğurlu bir rüzgar esmesini, Agamemnon’un kızı İphigenia’yı kurban ederek garanti edebilirlerdi.
  • Kibir, kişinin kaderi kabul etmesinin reddidir. Bu, kişinin büyük eylemleri kendi başına yaptığına olan inancıdır. Bu, tanrıların gücünü gasp etme eğilimidir. Bu aynı zamanda, kişinin topluma ve dostları olan erkek ve kadınlara her zaman ne kadar bağımlı olduğunun da inkarıdır.
  • Fizikte olduğu kadar moral içgörüde de bir dahi olan Blaise Pascal bunu bize en güzel şekilde anlatıyor:
    (…) dolduramayacağımız mekan ve zamanca değil, düşünce yoluyla yükselmeliyiz. O halde iyi düşünmeye çalışalım – ahlakın ilkesi burada yatar.
  • Nietzsche’nin, “İntihar olasılığı pek çok hayatı kurtarmıştır” dediğinde ne demek istediğini anlayabiliyoruz.
  • Olimpos dağının ölümsüz tanrıları gerçek anlamda özgür değillerdi. (…) Başka türlü söylersek, ölümsüzlüğü canlandırabilmek için ölümlülük sağlanmalıdır.”
  • Ama ölüm karşısında, ölümün basit ve kolay olduğu inancıyla direniyorsak, yaşam tatsız ve boş olur ve özgürlük kavramı anlamını yitirir.
  • Kişinin kaderiyle sürekli uğraşması aynı zamanda kaçışın da bir yoludur. Terk etme duygusu, kendini kişisel çağrıya fırlatma duygusu gereklidir.
  • Hiç kimse yaşamın cesaret, aşk, güzellik ve özgürlük gibi niteliklerini pozitivist bağlamda ispat edemez.
  • Kendi sorunları ve özellikle kötü kaderi dışında William James dikkat çeken bir özgürlük duygusu geliştirmişti. O, şaşılacak kadar esnek ve geniş görüşlüydü. Yapmacıklık ve dar kafalılıktan özgür oluşun yaşayan örneğiydi.
  • Peer Gynt’in Mısır’da ziyaret ettiği akıl hastanesinin yöneticisi, Peer’in beklentisine karşın burada kendileri olamadıkları için bulunduklarını belirtir.

Burada bizler alabildiğine kendimiziz;
Kendimiz ve kendimizden başka bir şey değil.
Kendimizin basıncıyla tam yol gidiyoruz yaşamda,
Her birimiz kapatmış kendini kendinin miğferine,
Kendi kendine mayalanıp dibe batar,
Kendi tapasıyla kendini kapatıp,
Ve mevsimler geçer kendinin kuyusunda,
Kimse ağlamaz burada öbürünün kederine.
Burada kimse dinlemez başkasının fikrini.

  • Kader aşk eyleminde öbür kişidir. Kendine bakma ve başkası için aşk şeklindeki diyalektik kutuplar birbirini üretir ve güçlendirir. Bu paradokstan ne kaçılabilir ne de bu paradoks çözülebilir; ama bununla birlikte yaşamak gerekir.
  • Fuhuş, gerilimden sözde kurtulma; maskeli balolar, aşırı bilinçliliğin aralıksız yükünden kurtulma; ergen seksi, yabani hareketlerden kurtulma; boşanmışların karışık cinsel ilişkileri, yaralanmış olan kendine saygının acılarından kurtulmadır.
  • Bu iktidarsızlık, hakiki yakınlığa sahip seks yaşantısının başlangıcıdır. Artık cinsel yaşamları yeni bir temel üzerinde ideal olarak kurulabilir ve artık seks makineleri değil sevgili olabilirler.
  • Ünlü sorunun bir versiyonu da, “Bir ampulü yerine takmak için kaç Zen Budisti gerekir?”dir. Yanıt ikidir; biri takmak için, biri de takmamak için.
  • Walt Whitman bir keresinde, “Şiiri okuyucu kitlesi yazar” diye işaret etmişti; ve daha da açık bir şekilde dersi dinleyici verir.
  • Einstein kendi fikirlerini traş olurken yakalamıştı; Poincare kendisininkileri denizde yürürken, diğerleri de gece düşte yakalamıştır ama ara verme yetisi tüm yaratıcı üretime işlenmiştir.
  • Yaratıcı kişi alıcıdır. Archibald Macleish, bir Çinli şairden söz ederken tamamen haklıdır: “Biz şairler, oluş’a boyun eğmesi için olmayış’la mücadele ederiz. Yanıtlayan bir müzik için sessizliğe vururuz.” Macleish bunu sürdürür: “Şiirin içermek zorunda olduğu oluş, şairden değil olmayış’tan türer. Ve şiirin sahip olduğu müzik, şiiri yazan bizden değil, sessizlikten gelir, vuruşumuza bir yanıt olarak.”
  • Yaratıcı eylem her zaman bir paradoks olmuştur ve muhtemelen her zaman da öyle kalacaktır. pratikte onu açıklamaya çalışan herkes, özellikle de yaratıcılığı “egonun hizmetinde bir regresyon” olarak sunan psikanalistler, pasiflikle reseptifliği, yani alıcılığı ayırt etme yeteneksizliğinin kayalarına çarptıklarını görürler. Yaratıcı insanlar ikincilerdir, kesinlikle birinciler değildir.
  • Bir uçakta uçuyorsam bana bir şey yapılmasına izin veririm. Bir parça uyuklarım, pencereden dışarı bakarım ve hayal kurarım. Uçuşumun başarısını ya da başarısızlığını tamamen pilot kontrol eder.
  • Ama halkın bilincinde hekimler tanrı yapılınca, halkın bilinçdışı düzeyinde de şeytan yapılırlar.
  • Semptom, acısıyla, ağrısıyla ve öbür rahatsızlıklarıyla, bir şeyin kusurlu olduğunu anlatan sağ beyin dilidir.
  • Kötülüğün kaçınılmazlığı, özgürlük için ödediğimiz bedeldir. Berdyayev’in Jacob Boehme’nin deyişlerini yorumunda belirttiği gibi, kötünün inkarı aynı zamanda özgürlüğün inkarıdır. Özgürlük için bir miktar marjımız olduğundan bir seçim yapmak zorunda kalırız ve bu da iyi seçim kadar kötü seçim de yapma şansı demektir. (…) Masummuşuz gibi yapabiliriz ama böyle bir çocukluk masumiyetine sığınmak kimseye yaramaz. Kaçılması olası olmayan bir benmerkezcilik hepimizde vardır ve bu kendi algılamamızı mutlaklaştırır, ki bu da en yakınlarımız için tahrip edici olur. (…) “Yapacağım iyiliği yapmam, yapmayacağım kötülüğü yaparım”, Aziz Paul’un sorunu klasik şekilde koyuşuydu. Bu açmazdan kaçış yoktur.
  • O halde ne yapacağız? Tek yanıt, “Merhametli ol”dur. Kötünün evrenselliği insan merhametini gerekli kılar.
  • W. B. Yeats, “Kendi ve ruhu arasında bir sohbet” adlı şiirinde bu ikisinin karşılaşmasını ve ruhun, daha fazla akılcılığın yaşam sorunlarını asla çözemeyeceğini açıklamasını tasvir eder:

Çünkü zeka artık bilemez
Olan olmalıdır’dan. Bilinen bilinen’den mi gelir?
Yani cennete çıkan yokuşlar;
Ancak ölüler affedilebilir;
Ama bunu düşününce dilim taş kesilir.

Ve şiir, sonunda ikisi arasında bir uyuma karar verir.
Onu kaynağına kadar izlemekten hoşnudum
Her olaya hareketinde ya da düşüncede;
Ölç kısmetimi; bağışla kendimi, kaderim!
Nedametimi kenara ittiğim zaman
Göğsüme öyle büyük bir lezzet akıyor
Gitmeliyiz halka olup,
Her şey bizi affetti,
Baktığımız her şey nimet.

  • Merhametin olmadığı özgürlük şeytanidir. Merhamet olmaksızın özgürlük, kendi kendini haklı gören, gayrı insani, benmerkezci ve gaddar olabilir.
  • Alfred Adler de zaman zaman “Tedavi tekniği sizin kendinizde olmalıdır” der ve devamında, en iyi terapistin kendi sorunları olan ama bu sorunların farkında olan ve onlar üzerinde çalışan kimse olduğuna işaret ederdi.
  • Metaneira ve kızları Demeter’e dediler ki: “Anne, tanrıların bize verdiklerini acı çeksek de biz ölümlüler zorla taşırız.” Nasıl bir kader kabullenişidir bu. Demeter’e kaderini kabul etmesi için nasıl bir yakarış! (…) Metaneira sonra Demeter’den yeni doğmuş oğluna bakıcılık yapmasını istedi. Demeter yaşama geri döndü ve bebeğe sevgisini verdi, o da şaşılacak şekilde büyüdü.
  • Avrupa’da paskalya zamanı insanlar, İsa’nın ölmüş olduğundan emin olmak istediklerinden, “Kutsal Cuma”da kitle halinde kutsal ayine giderler. Onun ölümünün kutlanması, kabirden yükselmesi için gerekli olan önkoşuldur.
  • Mistik gelenekte vecd durumu ancak ikinci derecededir ve asla hedef değildir. (…) Gethsemane hiç de İsa’ya hizmet’teki kusurun bedeli değil, kaçınılmaz bir gerekli durumdur. “Bu kupa benden geçsin” demek mümkün değildir. Keder olmadan yeniden diriliş olmaz.
  • Bildiğimiz kadarıyla mutluluk; yemek yeme, hoşnutluk duyma, dinlenme, huzurlu olmayla ilgili parasempatik sinir sistemiyle hissedilir. Sevinç ise, karşıt bir sistemle, kişiye yemek yemeyi istetmeyen, araştırmayı teşvik eden sempatik sinir sistemiyle oluşur. Mutluluk kişiyi gevşetir, sevinç işe kişiyi yeni yaşantı düzeylerine davet eder. (…) Mutluluk hoşnutlukla, sevinç özgürlük ve insan ruhunun zenginliğiyle ilintilidir. Cinsel aşkta sevinç iki kişinin birlikte orgazma doğru ilerlerken duydukları heyecandır, mutluluk ise kişi orgazmdan sonra gevşerken olan doygunluktur.” Rollo May – Özgürlük ve Kader

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: