MEKTUP VE KASIMPAŞA DÜŞÜ

PLATONİK MEKTUP

H, şu anda sana karşı durumum ne lüks! Bunu hak etmiyorum. Artık hareket etmeli ve bu lüksü yitirmeliyim.

Senden uzak durdukça aramızdaki şeyi hem soğuk hem temiz tutmuş oluyorum. Böyle mi oluyor? Bunu ben mi yapıyorum? Yaklaşık öyle. Uzaktan ben sevgi duyunca olasılıkla bunu farkediyorsun. Belki sen de bir şeyler duyuyorsun. Ama sen de hareket ile davranmıyorsun, eylemsizsin. Sende kendimi görüyorum. Sana yaklaşır, sana açılırsam kötülüğümü göreceksin. O zaman da reddedeceksin, belli. Uzağında durduğumda avantajlı oluyorum. Kaybı göze almam gerek; belki de seni kaybetmeliyim.

Yakınındayken içim yumuşuyor, ama tek yönüm bu değil. Başkalarına da istek duyuyorum. Zaten ilk tanıştığımız zamanlardan beri sana bunu savunmaya filan da çalıştım. Yalnız, savunduğum sadece yapımdı, gösterdiğim sadece bir kavramdı. Kendi bütünüm açısından gizlenmeyi, açığa çıkmamayı, açık düşmemeyi, açık konuşmamayı, sözel olmayan mesajları yeğledim. İçimi yumuşattığın, içimi doldurduğun da gerçek. Bunu bilmeye hakkın varmış gibi geliyor; nasıl her şeyi bildikten sonra reddetmeye hakkın varsa.

Ben reddedilmekten hep çok korktum. En sevdiğim kişiler hep beni reddedecekmiş gibi geldi. O yüzden gitgide ikiyüzlü oldum sanırım. Geri çevrilmemek için çoğu ilişkimi, belki hepsini kendim başlatmadım. Adeta kadıncasına bekleyen, baştan çıkaran-çıkarmaya çalışan, sonuçta bekleyen oldum. Beklediğimde açık olmayı, bildiğim yönlerimi göstermeyi, durumun lehime olduğunu anlamamdan sonrasına bıraktım. Gene ikiyüzlülükten, önceki kadınlarıma haksızlık ettim. Gizliden, kaçarlarsa kovalayan, kovalanınca kaçan oldum galiba. Belki sen de istemeyince kovalama, ardından sürüklenme isteği duyacağım.

Aşkta hayran olmayı seviyorum. Hayran olmadığımı pek de sevemiyormuşum gibi gelir. Seni düşününce epey farklı bir hayranlık yaşıyorum. Bunca zamandır bendeki değerin hiç azalmadı. Yalnız bu uzağından bakma nedeniyle mi oldu?

Aslında seninle kendimi yan yana hayal edemiyorum uzağındayken. Sadece yanındayken çok farklı oluyorum. Uzaktayken olanaksız geliyor. Daha önce hiç kendi evinde yaşayan sevgilim olmamıştı. Senin, bildiğim kadarıyla önceden hiçbir ilişkinin olmaması beni korkutuyor. “Yalnızlığa şimdiye dek boşu boşuna mı katlandı? Yakıcı, karşılanması olanaksız istekleri vardır mutlaka. Hatta kendi bunu bildiğinden gönlünün çektiklerini uzak durarak ateşinden korumuştur,” diye düşünüyorum. “Şimdiye dek tek yaşadı, ama belki de içinde ERİME isteği vardır, sınırları kaldırma isteği vardır.” Direttiğinin dışında hiçbir şeye katlanamazmışsın, o yüzden oruçtaymışsın gibime geliyor. Bütün bunların hepsi ürkeklikten, güvensizlikten gelebilir mi? Binde bir olasılık, daha da az.

Senin hakkında taşacağım zamanı beklediğimi fark ediyorum. Bir tür kendi kendini doldurma süreci. Aklıma sen geliyorsun, düşünüyor, hayalime uydurmaya çalışıyordum ama net hiçbir şey yapmıyordum. Hayal içimde büyüyecekse daha büyüsün, kendini bana kanıtlasın diye. Hayalin gelip geçici bir şey değilmiş. Şimdi kendini bana yazdırmasından anlıyorum bunu. Bundan adım kadar eminim. Beni çaresizlikle doldurmayan şeyleri kağıtla paylaşmıyorum.

Bunları, bilesin, sana mektup gibi yazıyorum, ama kendi içime bakarak. Çoğu durumumda olduğu gibi bunda da ikili bir şey yaşıyorum. Hani sorsalar “Kararsızlık-ikirciklilik benim kişiliğimdir,” diyeceğim. Yazdıklarımı senin okuma olasılığın, belki böyle bir plan, bu da hoş bir duygu. Biraz ince, biraz ezici, burkucu.

Sevgilim demek isterdim sana -hiç de dememek. Konulan her adın, yapılan her tanımlamanın bozucu bir yanı var. Ama bozulacaksa ne yapabilirim? Bu halimle hoş olsam hiçbir şey yapar mıyım, hiçbir şey yazar mıyım?

Sen güzel bir duygusun, ama belki yakıcı bir gerçek olacaksın. Senin benzer duyguları başkalarına yaşatmış olma olasılığın da biraz yakıcı. Seni en çok V’den kıskandım. Kıskançlıkta hak olmaz, böyle bir kıskançlığı açıklamaya hakkım var mı bilmiyorum. Kıskanma da neyi gösteriyor?

Bunlar sana kendimi yok ettirmekse -ya da tersi seni bana, yani amaç buysa ne olacak? Sevilmeye, olduğu gibi kabul edilmeye katlanamıyor da reddedilmeye (istenmemeye) mi çalışıyorum? Bu belli mi? Yazılarım sana ulaşsa ne olacak? Hatta sadece yazmış olmamdan sonra ne olacak? Yani neyi değiştirmekteyim şimdi? (17 Nisan 1995, Pazar 15:30)

KASIMPAŞA DÜŞÜ

Kasımpaşa’daki evimizdeyiz. Ev dayalı döşeli. Serhat olasılıkla N ile, ben Ç ileyiz. Kuzeydeki oda gene benim, ama sonra anlaşılıyor ki güneydeki oda kapalı/kilitli. Belki dışarıdan gelerek iki çift odalarımıza kapanıyoruz. Biz Ç ile hemen sevişmeye başlıyoruz. Sevişmenin sonlarında onu yataktan zemine sürüklüyorum. Aslında yatağı çok da anımsamıyorum. Gürül gürül boşalıyorum, neredeyse içine boşaldığım halde belim dışına sırtına kadar taşıyor. Hemen telaşlanır gibi, sırtından boynuna akmasın diye elimle belimi geri sıvazlayarak temizliyorum. Sonra bu bolluğu Ç’ye gösteriyorum. Burası iyi ama belimden dolayı bir kirlilik, suçluluk da duymaktayım. İkimiz de belin duvar kenarına kadar sıçradığını fark ediyoruz. Bu görünen dağılan belden güçlükle hoşnutmuşum gibi yapıyorum ama hoşuma gitmiyor. Zaten sevişirken konuşmadık ve belki zamanından önce gelmişim.

Ç’yi odada, zeminde bırakıp dışarı çıkıyorum. Serhatların bazı eşyaları salonda, Serhat’ın odası kapalı, herhalde içinde depo malları var. Evi devralanların malları diye aklımdan geçiriyorum. Kapalılık beni çok da şaşırtmıyor. Duş almam gerektiğini düşünüyorum. Duşa girecekken Ç’nin kardeşi M’nin dipten, merdivenlerden yavaş yavaş yukarı geldiğini duyuyorum. Sakin geliyor, ve gelişini beklemediğim halde şaşırmıyorum. Hemen duş için odaya giriyorum. Bu odanın Serhatların konakladığı oda olduğunu anlıyorum. Sanki duş almak için onların eşyalarını biraz kenara toplamam yeterli. Galiba odada Serhat yok, sadece N var ve N bana ne yapacağımı gösteriyor. Duş alıp almadığımı bilmiyorum. Bu oda Kasımpaşa’daki evimizin deposuna denk geliyor, onun yerleşiminde. Düşte gerçekten bir oda büyüklüğünde. Aslında duşun hemen yandaki ufak bölmede olduğunu odaya girince anlıyorum. O oda da duş almaya uygunmuş. Yanlış odaya gelmek sorun olmuyor.

M’nin eve geldiğini biliyorum, ama onunla karşılaşmadan evden dışarı yalnız çıkıyorum. Yüzünü görmediğim halde M’nin üzgün, üzgüne yakın olduğundan eminim. Ayrıca Ç’nin yanına gelmesi iyi diye düşünüyorum, benim yokluğumda onunla ilgilenir.

Dışarı sanki bir şey için, bir şeyler almaya çıktım, ama ne olduğu, ne yaptığım belli değil. Galiba bazı dükkanları dolaştım ve ekmek aradım. Dönüşte sanki devreye babamlar giriyor. Ya onlarla eve döneceğim, ya da onlarla beraber minibüsle bir yere gideceğiz. Sanki şehir içi bir dereciğin üstündeki köprüden geçiyoruz. Evden fazlaca uzaklaşmışım diye düşünüyorum.

Sonunda eve değil minibüse geliyoruz, yüzünü gördüğümü anımsamasam da babamla olduğumu biliyorum. Elimde ekmek olabilir. Minibüsümüz bej bir Peugeot galiba. Evle ilgili bir şey anımsıyorum. Ne olacak bu ekmek, yemek işi diye düşünür veya konuşurken ben “Evde nasıl olsa yaptığım yemek var, her şey hazır ve yolunda,” diye içimden geçiriyorum. Düşümdeki bu yemek dün gündüz yaptığım patates yemeği. Hazırda o yemeğin olması beni çok rahatlatıyor, sanki bir şeyden kurtarıyor.

Minibüsümüzün yanına geldiğimde, yola çıkmadan önce bir onarıldığını, içinde bir usta veya çırağın bulunduğunu görüyoruz. Ben çırağa bir şeyler hatırlatmak zorundayım: İki tarafın tekerlerini mi, koltuklarını mı, galiba teker dişlilerini ayırmasını isteyeceğim. Bağırdımsa da ona sesimi duyuramıyorum. Duyurmak için minibüsün içine çırağın yanına kadar gidiyorum.. Tam derdimi söyleyecekken “işini bitirdiğini” söylüyor. Yanına geldiğimde zeminin kapağını kapattı. “Teker dişlileri ayrılacaktı.” diyorum, karşı çıkmıyor. “Sonra yaparız, önemli değil,” gibilerden mimikler yapıyor. Sonunda ertelenebileceğine ben de kendi içimde ikna oluyorum.

Şöyle bir minibüsün içine göz gezdiriyorum, herkes içinde galiba. Babam, annem, galiba kız kardeşim, emin değilim ama belki Serhat. Sağda ön oturaklardan birinde Ç ve M. Sakinler, birbiriyle söyleşiyorlar, belki biraz üzgünler. Yolculuğa hazırlar. İçimde bir huzursuzluk var. Bu huzursuzluk bekleyebilir ve ben onu bekleteceğim. Ç ile M’nin hallerinde bir suçlayıcılık yok, ben suçluluk duygusundan tam uzaklaşamıyorum. (07 Eylül 1997)

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

One thought on “MEKTUP VE KASIMPAŞA DÜŞÜ

  1. H, bir idea. Bir put, tapındığın/tapındığımız tanrıça. Kimse H olmak istemez. H’nin kendisi bile. İbiş olmak ise en güzeli. Zaten aşık olan herkes Leyla olmak yerine Mecnun olmayı seçmiyor mu?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: