BİREY vs TOPLUM, ve SANATÇI

Asri zamanlarda, salgın günlerinde, yeni dünya düzensizliğinde her şey darmadağın. Ama hiçbir şey bitmedi, bitemiyor. Kardeşim, moralini umudunu devlete, hazır düzene veya kitlelere bağlama. Yaşama, can aitliğine bağla. Gülmeyi, gülmeceyi anımsa, yürü, ak! Belirsiz, kaotik bir şey bu. Belli ki üzüleceğiz. Her şekilde fazlasıyla üzüleceğiz. Sonra dünyadaki, yaşamdaki yeni’yle karşılaşacağız. Biz yoksak devrilmişsek, can kardeşlerimiz yenisiyle yeni dünyayla karşılaşacak ve onunla baş edecekler. Gelişim, bozunum ve umut bireyde. Büyük ölçekte toplumlar ne yaparlarsa yapsınlar.

Toplum bireyin zerresi. Toplum bireylerden yapılmaz, birey toplumdan yapılır. Birey oradan filiz halinde taşar, farklılaşır; bireyleşme budur.

Birey toplumdan yapılırken, hem toplum onu yaparken hem o kendini toplumdan yaparken, toplum neyden yapılır? Toplum da zamandan yapılır. Acaba toplum arketiplerden, ilkörneklerden yapılma bir kütle, küme midir? Otomat yapılar mıdır? Sanırım öbür bir yaklaşımla, toplum zamanın yoğunlaşması veya görsel bir izdüşümüdür. Toplum doğanın çöpünden yapılır diyecektim ama zamanla eşdeğerliği daha doğru ve aşkın geldi. Zaman ile toplum birbirinin paralel evren hali. Toplumun (zamanın) oluru olmadan düşünme hayal etmenin bile olanaksızlığını fark etmiş miydiniz? Sanat kim için olursa olsun, toplum izniyledir. Zaman hem armutları hem ayıları olgunlaştırır. Hem avı, hem avcıyı. Zamanın adaleti böyle.

Toplumun içinden çıkan, aramızdan biri olan bireyin şahikası, tepesi sanatçıdır. O da toplumdan yapılır ve kendisine doğru farklılaşır. Sanatçılık bireyliğin idealidir. Özgün bir yönde olgunlaşıp gelişmenin en incelmiş başarısı. Sanatçının ayırt edici yanı kardeş ötekilerle farkı değil benzerliği. Zaten farklılaşma onun her bireyle birlikte kaderi, yönü. Sanatçı bireyliğini ve farkını köke en etkili referansları vererek, genelden en canlı malzemeleri alarak, adeta en fazla sayıda kişiye benzeyerek ve bunu en iyi şekilde ifade ederek sanatçı olmuş olur. Sanatçılık zirve olmayan bir zirve, acıdan bağışık değil barışık bir yaşam-sorun serim-çözümüdür.

Bir sanatçı desteği.. Ressam Gülay Semercioğlu: “Hep derim, sanatçı farklı olan değil toplumun ta kendisi olabilendir.”

Sanat, yaşam derinleştirip zenginleştirici, veya yaşam şanslarını artırıcı. Sıkı tek bir hayat da iyi, çok hayatlar yaşamak da iyi. Hatta hayatta diploma geçer notu yarım’dan bir’dir. Yaşayalım, yaşanabilir daha çok hayatlar var.. Benim kabaca her altı yedi yılda bir mevsimim, yani hayatım değişiyor. 2019 yılı geldiğinde, Allahım sırada ne var acaba, değişim dönemi geliyor demiştim.. Hiç az buz olmayan bir gündemle geldi. İnsan hele kadın mevsimlik canlı. Dünya bedeni zamana tabi.

Sanatçılık aynı zamanda bir zaman ve yaşam uzmanlığıdır. Birey-sanatçının uygun görüp yetenekli olduğu bölümünden. Kendi diliminden. Lawrence Durrell, İskenderiye Dörtlüsü’nün bir yerinde sanki “Tanrım bize sanatçının zaman hakimiyetini ver,” mealinde konuşuyordu. Bu da gene sanatçının bir zaman yani toplum heykeltraşı olduğunu tanıtlar. Sanatçının özü, sonsuz çile çekse, mutlak beceriksiz görünse bile bir tür yaşam uzmanlığı. Belki acı ve kaybetme uzmanlığı. Arabeskin derin yorumlarına selam. Çile de olsa uzmanlık uzmanlıktır. İnsan kardeşlerin hizmetine girer. Kaybetme oyunu kavramı da Sartre’ın galiba. Ben sanatçı ruhluyum, ama tam sanatçı değilsem, sanatçı bulucusu, avcısı olabilirim.

Bir sanatçı doktor ilintisi: Sanatçılık kaybederek kazanmak, doktorluk kazanırken kaybetmek. Doktorluk dolaylı sanatçılık, gecikmiş ve yetersiz olanından.. Avuçlarının içinden ya hastaya ait şeyler kaçar ya kendine ait şeyler ya hayata ait şeyler. Yine de bir şeyler kurtarılmış, post pahalıya satılmış olunur, sanat gibidir.

Farklılaşan, akan ile ana gövdeye yapışıp kalanın ilişkisi.. Bu şeytansı, şeytanın arka bacağı kişi (misal ben) hakkında hayatı veya Tanrıyı ikna eder kandırır, ömür boyu denetimsiz acısız mutlu olur diye bir korku var. Bu korkuyla bakanda adeta iyilik değil kötülük hasedi-kıskançlığı görünüyor. Varlığa değil yokluğa özlem. Yokluk özlemi değil doğrusu, kötülük veya yokluk saydığı şeye özlem. Yaşam yorgunluğu değil, ondan bağımsız, seçime dair. Yokluğa, dolayısıyla varlığa ambivalans yani çelişduyarlık. Kötülük saydığından fiiliyatta korku, kötülükyokluğun sonuçlarından ve sorumluluğundan korku, buna karşılık varsayılan bedava kötülüğün kazancını, meyvesini isteyiş..

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

One thought on “BİREY vs TOPLUM, ve SANATÇI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: