EFELİK RUHU

Zeybek dinlemenin zevki, tutku haline gelişi.. Yalnızca bir nokta olan bireyin gücü, inadı, kendinden geçmişliği, gözükara oyunbozanlığı olarak milliyetçilik gibi. Bu haller içimde efeyi ve zeybek dinlemeyi bayraklaştırıyor.

Hemen baştan sululuğu ama.. Hayd’efem! (Sok veya tak artık şunu demeye gelir..)

Efe demek psikopat, sosyopat, antisosyal, adaleti zorla ve kendi eliyle sağlamaya kalkışan eşkıya demek. Hele bir kısmı çetesiymiş, suç örgütüymüş daha örgütlü. Kan ve adalet, kanlı adalet imgesi. Efe topluma ve toplum düzenine zararlı, ama aynı topluma efelik ve efelik ruhu gerekli. Toplumun yücelme, aşkınlık, coşku, hayal kurma, riske girmeden özdeşleşme işlerini tez elden, tek elden yerine getiriyor. Düzenin askıya alınması düzenin en ince oyunlarından biri ve toplum bunun için harcayacağı çocuğunu, efeyi kullanıyor. Sonradan türküsünü yakar, destanını yaratırsa efeyi liderler arasına alıyor, günah çıkartmış, af dilemiş oluyor. Zeybek, öldürülen efenin teşhirinin ruhsal düzeyde ve daha sonra yapılanı. Öldüğünden emin olunan efeye zarı zarı ağlanabilir.

“Efe bıçım” efe donunda, efe gibi davranan, efemsi kişi. Olasılıkla zamanında efelere de söylendi ama daha çok efe taklidi yapan külhanbeyi, zeroğlu, sert, kabadayı kişilere arkalarından söylenen, eleştiri ve hafifseme yollu sıfattır. Bu söylemdeki efe, efelenen ikiyüzlüye benziyor ama efelendiği ve arkasından bu sözü edenler de ikiyüzlü.

Çukur Çeylen’de Kaşlı Ahmet nam efe bıçım ama benim sonraki olgun oturaklı halini bildiğim bir ademoğlu var idi. Kaşlı A’mat 20-25 yaş arasında bir süre cezaevinde kalmış. O zaman dayısıyla cezaevinden mektuplaşıyormuş. O, dayıdan biraz para göndermesini istemiş. Dayısı göndermemiş veya yazıyla gönderemem demiş. A’mat sizi şöyle yaparım, böyle yaparım diye yattığı yerden tehdit etmiş. Dayısı mektupta cevaben “Dakılı köpek ürer,” demiş, yani kaale almamış. Kaşlı A’mat cezaevinden çıkar çıkmaz, eve gitmeden önce dayısının on tane atını tabancayla vurmuş, öldürmüş. Efelik kariyerini yakın akrabasından başlatmış.

O değil de, bu Egelilerin bol keseden “efe”, “efem” deyişleri benim kulağımı tırmalıyor. Hocam, beyim, kanka gibi içi boşalarak yaygınlaşma tehlikesi de içeriyor. Aşırı kullanım, gündelik kılma her şeyin içini boşaltacak. Böyle bir özel adlandırmanın değeri ve etkinliği aynı zamanda sürekli baş vurulmamasından, yalama edilmemesinden gelirdi.

Sevgi var, doğruluk var ama onlar hep sevgi ve doğruluk denilen yerde değil. Sonuçta ben Memet Efe değilim, Memet’im. Efeliğim çıkarsa zamanla ve olaylar bağlamında çıkar. Eskiler, evet, büyüklerine efem derlerdi, ben de tanığım. Bizim çağımızda efe efem abartıya, öykünmeye girer. Hatta paşa gibi, efendi gibi, “sakin ol şampiyon” gibi tam tersi anlamda kullanılır olmaya başlayabilir. Bütün rütbe ve sanlar zamanla veya içinin boşalmasıyla değer kaybına tabidir, hiçbiri kaçamaz.

Efelik ruhuna ben ilişkiler ve duygular dünyasında yer buluyorum, pek seçkin bir yer. Aşk ilişkilerinde iki kere ikinin hiç ettiğini kabul etmemek, iki kere ikiyi dört ettirmeye çabalamak kişiyi pratikte aşkın sevginin dışına düşürür. Aşk eylemi sertlikle, hep ve hiçle yürür. Aşk ilişkisinde Türkler için başlıca iki kutup vardır: Ağalık kutbu, Efelik kutbu. Bu ana kutupların arasına çıkar ve mantık yolu demeye gelmek üzere Yahudilik kutbunu sokan, kuramsal olarak aşk dışına atılmış olur. Düşünüyorum da, her gerçek ilişki, sevgi ilişkisi bir parça ideal pozisyonla bir parça da gerçel; çıkarmış, şüpheymiş, kullanmaymış, iktidarmış, vs insan halleriyle bezeli olur. Bu gerçel-ideal gerilimi insan olmanın bedensel ve ruhsal gerçeği.

Dedemin çağdaşı, 1909 – 1933 arasında yaşayıp Fethiye ile Elmalı arasında etkinlik göstermiş Sırrı Efemiz var. Kendisine türkü de yakılmış bir 20. yüzyıl efesidir. Kökeni Çerkes. Öyküsü Akdağ’ın kuzey eteklerindeki Seki’deki yayla evinde başlıyor. Marangozluğu ile ünlü Sırrı, ağa ve eşraftan Abalı sülalesinden komşu “Deli Saliha” ile bahçe sulama anlaşmazlığı sonucu, onların ahırlarından iki develerini keserek efeliğe başlamış. Sonradan bir dörtlü çete oluşturmuş. Jandarma aramasında Seyil Dont’ta bir jandarmayı vurmuş. Rodos’a kaçmayı kafasına koymuşken Düdenköy’de yakalanıp Elmalı Cezaevi’ne kapatılmış. Orada cezaevciler onu sağ komak istememişler. Kum torbalarıyla darp izi bırakmadan öldürüp “İntihar etti” demişler. Talimatla başı kesilip başı Seki ve Kemer’de teşhir edilmiş. Sevdası da var, sevdalısı Zeynep’ten bir çocuğu olmuş.

Seki’ye yakın olan Çukur Çeylen köyümüzden Kaşlı Ahmeti/A’madı kopil efe iken Sırrı Efe’nin dost çevresine katılmış. Sırrı Efe’nin başka bir kızı, annemin ilkokul arkadaşı olmuş. Büyük aşkı Zeynep’ten değil, Ma’tıp (Mehtap) denilen bir kadından ve adı Alive (Aliva). Efe’ye bizim yörede eksiksiz sesletimiyle Sırrı demezler, “Sırı Efe” derler, yöresel türkü okuyuşlarda buna dikkat edenler vardır. Hakkında internetten buldurulabilecek İlhan Kurt’a ait “Beşkazalı Sırrı Efe” diye bir tarih-inceleme kitabı var.

Kaşlı Ahmet’in oğlu Celil’den bazı öykülerini dinledim. Bir öykücükte ana kahraman Sırrı Efe değil Ahmet Onbaşı. Sırrı Efe bir gün Kaşlı’nın yanına ziyarete geliyor. Yiyip içtiklerinde Kaşlı Sırı’ya yatak ettiriyor. Adam yattıktan sonra Ahmet Onbaşı atla 70 km tepip uzaklardaki bir hasmıyla kapışıyor veya efeliğini yapıp geliyor. Sanırım kimseyi öldürmedi, yoksa bir şekilde ortaya çıkardı. Ertesi sabah jandarma sorgusunda Kaşlı Sırrı Efe’yi tanık gösteriyor, şüpheli şahıs olmaktan kurtuluyor. Sırrı anlıyor dalgayı, “Ben o kadar nam yaptım ama bu numara aklıma gelmezdi, sen benden üstünmüşün, ver elini öpeyim,” diyor. Çok uyanıkmış Kaşlı Ahmet dayımız.

Köyümüzün bir başka uzantısı olan İncealiler (İncallılar) köyü/mahallesinin de 1970’lerde namlı bir efesi vardı: Durmuş İnce. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok. Jandarma ve polisin değişmez şüphelisi.. Fethiye’de banka mı soyuldu, yaylada adam mı öldürüldü, bir kişi kolu bacağı kırılana kadar mı dövüldü, her olayda Durmuş İnce içeri alınır, gerisine sonradan bakılırmış.

Gazeteci Abdi İpekçi öldürüldüğünde, emniyetin “Bu işi kim yapar?” sorusu, olağan şüpheli Durmuş İnce’yi akla getirmiş, yine tutuklanmış ve gazetelere çıkmış (Milliyet, 9 şubat 1979). Durmuş İnce’nin telefonla ceza avukatına ulaşmasıyla avukat İçişleri Bakanlığı’na telgraf çekip, Durmuş İnce’nin siyasi görüşünü (sol), Abdi İpekçi’ye sevgisini belirtmiş. Sonra Durmuş İnce aklanmış vs. Yaşamının son zamanlarında Fethiye’de otel işletirmiş.

Hafif içeriye Denizli Tavas’tan öğrendiğim çağdaş efe özetine geçeyim. Torununun kızını tanıdığım, iki bacakta iki bıçak taşır bir Tavas efesi; Çizmeli Efe. Galiba çizmelerinde bıçak koyma veya saklama yerleri var. Herkes ondan çekinirmiş. Genç yaşta içkiden, doğrusu ispirto içmekten ciğerlerini çürütmüş. Bazı hasımlarını öldürmüş. Öldürülmesi için pusu kurulmuş. Bıçakladığı çok adam var, pek tüfek ve tabanca kullanmazmış. Öldürdüğü kişilerden biri yaka silkilen adammış. Teslim olmaya gittiğinde karakolda salıverilmiş. “Sen toz ol. Duymadık, kimin öldürdüğünü bilmiyoruz.” Kumarı varmış ama sadece zar atarmış. Çökmesi öldürülmekten değil, içkiden. Asabi olduğundan gelinini dövdüğü gibi evi de dağıtırmış. Efe olmayan dedemin huydaşı oluyor. Sonunda dağda ölmek üzere can çekişirken oğlu bulup sırtında aşağı köye getirmiş. Öldüğünde akciğerleri ufak bir el kadarcık ve köpük topağı gibiymiş.

Dipnotlar, çözümlemeler:

Ağalık, verme vericilik ruhu. Ağalıkta da bir yürek var. Efelik ise alma, vurma, öfke ruhu. Uzaktan kavram bağlantıları ağalık-sevgi-tasavvuf, efelik-güç gösterisi-yoga. Sırrı ile Kaşlı’nın efeliğe başlangıçları çok benzer. Kaşlı’nın efeliği ölmüş veya gündelik hayata karışmış, yaşlılığını gördüm. Sırrı’nın kendisi ölmüş, efeliği kalmış, o yüzden eşitlerse de onun namı yürümüş. Belki Kaşlı için emekli gladyatör diyebiliriz.

Kaşlı’nın ve Sırrı’nın birden fazla eşi yavuklusu var. Şövalyemsi, bir hanımın sözcüsü gibi değiller. Bu bakımdan yürekli ve açık sözlüler kendileri için konuşuyorlar. Psikolojik unsurlardan egodan da çok id’in, altbenin, içbenin temsilcileri. Aşk kutuplarına hariçten sokulan dalkavuk, ağa ve efenin ikisinden de farklı. Sanki Yahudiye, gündelik çıkarların adamının ilişkilerdeki haline benziyor. Nüfus olarak en çok Yahudiler varız piyasada. Ağa da efe de az.

Bir konu daha. Efe bireysel veya ilişkisel yaşam ile toplumsal siyasi yaşamın kavşağı.. Bireyin kızgın yağdaki hamsi gibi birden kalabalığın, tarihin sahnesine fırlaması. O bakımdan bir Osmanlı paşası olduğu halde Atatürk bir efedir, kallavi. Elbette çapı ve devlet kuruculuğu nedeniyle tipik bir efede sakil duran entrika ve politika özelliklerine de sahiptir.

Tabii efede bir sınıf tutma ve ezilen temsilciliği beliriyor. Şu var ki, tipik efe adalet için yanıyor, kendini yakıyor. Yalnızca işaret fişeği oluyor, sonra top toplumdadır. Efenin örgütçülüğü bir yere kadar. Veya örgütçülüğü daha çok ulaştığı gönüllerde ve yüreklerde. Derin devlet gibi, derin örgütleyici. O yüzden toplumun bu tip referanslara, özdeşleşilecek, yürek ve enerji sağlayacak simgelere gereksinimi var. Onu toplumca öldürdüğümüz halde yok olmuyor. Topluma en çok bu psikopat toplumdışı tayfası hizmet etmiş, yaramış oluyor. Keçileri kendi içlerinde bütün ve canlı kılıyorlar, keçiler kaçmıyor.

Sadece Atatürk ve Che Guevara mı; Peker de öyle, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya da öyle. Kimse örneği olduğu ruh ve insan modelinin saf hali, başka hiçbir şey olmayanı zorunluluğunda değil. Biz gözle ve yürekle ayıklayacağız. Burada sol örgütçüler aynı anda hem efe, hem sırasında kullanılmak üzere yeni toplum mayası. Efsaneler olmadan kalabalıklar yürümez, ilerleyemez. Heyecanlandırmayan her din ve tanrı ölür. Olmadı topluma hormonlu, yapay önder ve efsaneler mitler pompalanır, servis edilir. Ona da dikkat etmek gerekir. Nerede can, gerçek can var, nerede gerçeklik var.. Yine de sanırım gerçek aşk, yapay aşk bir yerden sonra aynı kaldıraçtırlar, işlevi olan vardır, gerçektir.

Aydın insan ne kalabalıkların yerine geçebilir, tarih yazabilir ne efelik taslayabilir. Aydın insan baykuş gibi bakar, bakar, derini görebilişiyle şeylerin işine yarar. Mimar imgelemine sahiptir, yeni yapının iskelesini kurucu olur.. Aydının kendini zindanlarda çürütmesi kendi tercihidir, ama asıl görevi o değildir. Efenin sağladığı yüreğin yanına, kullanılabilir beyin biriktirmektir. Yedek beyin, dondurulmuş çekirdek beyin. Yeni toplumun gizli anayasası, nizamnamesi. Türkiye’deki asıl gariplik aydınların pek çok durumda efeliğe zorlanması veya soyunmasıdır. Gözümüz aç, enerjimiz çok, ne yapalım!

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: