ÖLÜM

Bilinmezlikleriyle ünlü ölüm ülkesi..
Sevgiden öte sürekli ölüm.
Korkudan öte sürekli ölüm..
Ölçüden öte sürekli delirim…

Aslında, Erik Erikson’un İnsanın Kırk Evresi vardır. Onu gereksiz, onunu siz biz anlamayız, onu toplam üç evrede özetlenebilir. Onunu ise kendisi üşenmiş, yazmamış. Geriye elde kalıyor; doğum, yaşam, ölüm. Ayrıntılı listenin akademik önemi var tabii.

Varolmanın dayanılmaz netliği ölüm. Ah ölüm. Yerçekimi eşittir ölüm çekimi. Eşittir kader. Akşamımızda buluşacağız kara sanatçımızla.

Yaşam ölür.
Ölüm de ölür –
Azot döngüsüne

Boğazım kuruyunca
Terk edersin zaten
Öldür de beni!

Ölen ölmüyor
Giden dönmüyor
Yaşayan yaşamıyor


Çehrem artık kuru kafa
İnişe alışıyorum
Hoş hiç değil
Ölüm uzun sürüyor

Ölümüm boğazımda yuvalı
Genzimden getiriyorum
İki parmağım arasında evirip kokuyorum
– Babam kokuyor
Bu kadar – gerçek – benim mi?

Ruhsal olarak yıkık ölçüsünde yaralıydı. “Ölüm ayrılıktır. Ayrılık ölümdür. Cem ettim, semah çektim, kocamın ölümüne dayandım,” diyordu. Gözlerinin içleri acı acı da olsa gülüyordu, parlıyordu. Bir vakit daha geçtikten sonra kadın, koca bunak bir bebek olmaya yönelmişti. Yuvarlanmayı bir yerden sonra yönetemiyordu. Gözleri hala canlı ve artık bokunu oraya buraya silen sıvayan. Ve canlı, yaramaz, ateşli gözlerle kuyusuna bakacağını, korkarken aynı kalacağını, belki korkmayı bunamayla aştığını, biraz savdığını anlar gibiydim. Yolundan iteleyerek mi beni çekiyordu, mıknatısça halı sererek mi?

Herkes biraz ölümü tadacaktır, lütfen sorumlu kullanınız. O iki kez ölümün gelini oldu: Ameliyatta, depresyonda..

Pilot: “Kule, kaçış izni istiyorum.”
Yaş otuz beş, ölümün yarısı eder.
Ölümün sonu. Yokluğun sonu. Evrenin sonu. Paralel evrenlerin sonu. Bunların sonunu getireceğiz!

A) Ölüm hiçlik değil, sadece erkek hiçliğin bedeni. B) Ölüm hiçlik değil, sadece ben hiçliğin bedeniyim.
Ölüm mutlak değil, hatta gerçek olduğu kadar sanal. Değerlilerimiz ve kavga etmeyi sürdürdüklerimiz biz ölmeden ölemezler. Sevilen ölünün burada yokluğu aslında özlemden, hasretten ibaret.

Ölüm, doğum gibi hayatta birçok kez yaşanılır. Herkesin bildiği örneği; “Öldüm öldüm dirildim!” Benim dikkate değer saydığım önermem ise; “Ölümlerin büyük bir kısmı iyileştirilebiliyor.” Bir başka kolay önermem, her sevinip coştuğumuzda dirildiğimiz, her korkup üzüldüğümüzde öldüğümüzdür. Dolayısıyla dinlerin insanların inandığı ölümden sonra diriliş fiziksel can ve yaşamımızda zaten mevcut. Yineleyici halde. Sanki yaşamdan ve ölümden korkumuzu saf dışı bırakmak istercesine dışarıdan verili gerçeklikler halinde..

O halde, ne kadar kısa olursa olsun, yaşam her zaman tam dozdur. Çabalı değil, verilidir. Yaşam bir gündür. Sonsuz bugün, bu an. Şimdi yani şimdiki geçmiş zamandır. Yaşamda ölüm zaten vardır. İnsanın yaşamını ölmesi veya ölümünü yaşaması biçimindedir. Ölümde yaşam olabilmesi için insanın ölmezden önce yaşaması, basiretle, çile ve zevklerin önceden bilinmeyen çemberlerinden geçmesi gerekir. Ölümün varlığı, ölümden önceki hayatın doğru mu eğri mi, anlamlı mı anlamsız mı, var mı yok mu olduğunu göstermez. Ölüm bir nokta veya süreç olup canlılık ve canın niteliği ölüme göre değil, içtüzükle kendine göre değerlendirilebilir. Başarısız ölüm vardır, ama ölmek başarısızlık değildir. Başarılı yaşamın hedefi salt ölümsüzlük değildir. Başarılı yaşayıp, ölüp, unutulabiliriz; sorun yapmayalım.

İnsan bu, doğru; arar. İnsan sorar, tahmin eder, korkar, formüle eder, fark eder, anlamlandırır, anlamından soyar, eskitir, yeniler. Ölüm çok önemli bir referans. Korktuğumuz, korkmaz hale geldiğimiz ölüm, yaşam, çözüm girişimleri..

Bir ölümde iki seçenek şüphenin intihar ve cinayet olması intiharı da, cinayeti de, hayatı da bildiğimiz sanısına inmiş darbedir.

“Yavrum Allah ölümü dağlara vermiş, dağlar taşıyamamış; insana vermiş, insan taşımış.” Halk sözü. Galiba İslam ve Kuran’dan bozarak uyarlama.

Teke yarımadasının Fethiye dolaylarında söyleyiş özelliği; “kısmetse” karşılığı “ölüm zulüm olmazsa” derler. Köylü adamın biri hem çocuklarına eleştiri hem kendine özeleştiri olarak ölüm evi ziyaret yemeğini kastederek, “Öldüğüme ah demeyon, yemeklerin sırasını şaşıracaklar (ona ah diyorum),” demiş.
Yaşam ve belirsizlik işaretlerini okuma dağarcığı içinde şu da varmış: Rastlantıyla, bir çocuk kendi bacaklarının arasından geriye doğru ve ters bakarsa o civarda bir ölüm, can kaybı olacağına belirti sayılır. Köyümüzde bunu balkabağının bol dökmesi gibi ciddiye alıyorlar. Balkabağı aşırı verimli olunca o evden ölü çıkacaktır.


Kar yağması neden herkesi heyecanlandırıyor? Neandertal bir tepki mi? Kaçıncı buzul veya buzul öncesi çağdan kalma miras? Kar ayrıntıları azaltıp öze yaklaştırıyor. Bir de yüzleşmeye çağırıyor, bilerek bilmeyerek böyle. Karın iki büyük sonucu çocuklaştırma ve ölüme (düğüme) yaklaştırma. Birbirine zıt ama aynı kökten beslenen sonuçları. Çocukluk da öz evladımız, ölüm de öz evladımız. Ölümün kendisi bir şok iken, her tür skandalı duralatıp dengelemesi, kar gibi değil, bir gazete kağıdı gibi örtmesi..

Hayatımız hayata hazırlanmakla geçer. Kritik bir anda, çatışmaya hazırlanmış bir askerin mevzide tüfeksiz olduğunu birden fark edişi gibi, bütün hazırlıkların yetersiz veya boş olduğunu anladığımızda ölümle burun buruna gelmişizdir. O andan sonra duruma göre ölmeye de yaşamaya da hazır yeterli hale geliriz. Dank ettiğinde tamamdır. Ondan sonra canlıyızdır. Sonrasında inadına hazırlık, bilmezlik havamız sürerse artık o seçimdir, gerçek bilmezlik değil. Rüyamda bana bildirildi. Tüfenksiz asker bendim de.. Bir sonraki rüyamda da yetkisiz merdiven altı çocuk ameliyatı birkaç çocukla birlikte benimkine de yol kenarında ve minibüs içinde yapılıyordu. Ben bekleyen baba durumundaydım.

Birisi öldüğünde sevdiğinin, yakınının yas tutması, yas acısı iki kişinin ürettiği sevginin gelirlerinin vergisidir. Ticaret yasası ve sevgi ortaklığının özel durumu gereği sevgi gelir vergisi ölüm veya ayrılıkta ödenir. Hasrette vergiyi iki kişi ayrı noktalardan aynı alıcıya öderler. Ölüm halinde ortaklar adına arkada/geride kalan iki kişilik gelir vergisini öder. Sevilmeyenlerin kaybında göstermelik yas dışında acı olmayacağından gelir vergisi çıkmaz. Bazı ilişkilerde, açık veya örtülü hasımlık gereği, ölümde vergi değil eski bir icradan kurtulma ve rahatlama özgürleşme çıkar.

Suçun suçluluğun olmadığı bir dünya olanaklıdır ama mutsuzluk ve acının olmadığı bir dünya olanaksız. Acı ve mutsuzluk dinamiklerini sinirlerimizden çekip alamayız. Yine de bunlarla bilişsel ve duygusal ilişkimizi yeniden yapılandırabiliriz. Ölümle, zamanla ilişkimizde olduğu gibi. Diyeceğim o ki, kumarda 52’lik destenin hepsini aslar veya papazlardan ibaret kılamayız. Kötü gelen bir elin ceza oyununu Die Hard/ Postu Pahalıya Sat gibi deneyime çevirebiliriz.


Evren/Tanrı/Varoluş sorularda, doğru ve kendimizin olan sorularda tutsun. Veya sessizlikte.. Zira;

“Cevap, her zaman ölümün bir şeklidir.” John Fowles – Büyücü

“Hayır, sanatın amacı, daha çok, insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli köşesinden vurmaktır.” Andrey Tarkovski

“Canlı maddenin ölümü hiçbir zaman yokluk değildir; yeni doğumları içkindir. Bu maddesel ölümsüzlüğün önkoşulu, madde olarak kalmak, ayrışmamış olmaktır. Parça kendini ayrı bir tanımlama gayretine girmedikçe bütüne aittir; ölümsüzdür. Bilinçlilik, ölümlülüğü doğurur.” Bilgin Saydam – Deli Dumrul’un Bilinci

“Çünkü büyü olan yerde ölüm yoktur.” Joseph Campbell

“Yedi gün bekledim. O yedi gün çok güzel bir deneyim oldu. Ölüm gelmedi, ama ben ölmek için üzerime düşeni yaptım. Tuhaf, garip şeyler oldu. Çok şey oldu, ama en temeli şuydu: Öleceğini hissediyorsan, sessiz ve sakin oluyorsun.” Osho
[Osho Provokatör Mistik kitabı yayın komisyonu özetlemesine göre, ölümüne yakın (ölümünden 9,5 ay önce) 10 nisan 1989’da Osho söylev vermeyi bitirirken sekreterine enerjisinin tamamen değiştiğini söyledi. İnsanın rahimde dokuz ay kalarak dünyaya gelmesi gibi dünyadan ayrılmadan dokuz ay önce enerjinin ölüm için yine bir başka kuluçka dönemine girdiğini açıkladı.]

“Ölüm bize meydan okuyor; büyücü olsun, sıradan insan olsun bu meydan okuyuşa karşılık vermek için doğmuştur. Yaşam ölümün bize meydan okuma yollarının bulunduğu bir süreçtir. Ölüm etken güçtür, yaşamsa arena.” Carlos Castaneda

“Ruhlar için ölümün su olmak olduğunu, su için ölümün toprak olmak olduğunu, topraktan ise su olduğunu, sudan da ruh olduğunu söyler.” Herakleitos

“Yayın adı yaşamdır, işi ise ölüm.” Herakleitos

“Demek ki Venedik’ten alınacak ilk ders ölümlülüktür. (…) Güya Venedik alışılmıştan daha ölümlü bir şehir olduğundan bir ölüm şehridir, ölümün şehridir, hastalığın, kokuşmanın şehridir, sağlıklı bir iş hayatı olmayan bir şehirdir, güvercinleri gibi ziyaretçilerin sırtından geçinen bir şehirdir, hastalıklı bir şehirdir, yüksek ateş yüzünden görülen sanrıların şehridir, yaşını başını almış kulamparaların ölmeye gittiği yerdir. Elbette zırvadır bunlar. En ölümlü şey en canlı şeydir.” Ursula K. Le Guin – Rüzgargülü/Gülün Günlüğü

“Yüreklilik, acımayı dahi öldürür. Oysa acıma en derin uçurumdur. Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldırgan yüreklilik: Ölümü dahi öldürür o.” Friedrich Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt

“Diyelim insan ömrü pek çok uzatıldı, acaba ölüm bir çıkar yol olma özelliğini yitirecek mi?” Elias Canetti – Marakeş’te Sesler

“Güvenli bir yolda olduğumuzu düşünebiliriz, ama o güvenli yol yalnızca ölüme giden yoldur. Güvenli sandığı yolu seçen biri bir ölüden farksızdır.” Carl Gustav Jung – Anılar, Düşler, Düşünceler

“Ölüm biyolojik bir zorunluluk olmayabilir. Belki de ölmek istediğimiz için ölüyoruz.” Sigmund Freud

“Gerçekten de, özel bir ölümü beklemek mümkündür, ama ölümü beklemek mümkün değildir.” Jean-Paul Sartre – Varlık ve Hiçlik

“Hanım yüzünü örttü. Her hareketinde dayanılmaz bir oynaklık ve şehvet vardı. O kadar ki, Murat artık yüzde yüz ölüme ait olduğunu bildiği için bizzat ölüm denilen tabii hadisenin bile şehevi hislerle dopdolu korkunç ve insafsız bir şey olduğunu düşündü.” Kemal Tahir – Karılar Koğuşu

[Bir Çinlinin kitabını okuyorum, adı “Hayaletler Kitabı”, bunu söylüyorum çünkü kitap yalnızca ölümden bahsediyor. Ölüm döşeğinde yatan bir adam, ölüme yakın olmanın verdiği rahatlıkla şöyle diyor: “Hayatımı zevke karşı mücadele ederek, onu bitirmek için harcadım.” Sonra öğrencilerinden biri ağzından ölümden başka bir şey çıkmayan öğretmene hınzırlıkla “Sürekli ölümden bahsediyorsunuz ama henüz ölmediniz,” diyor. “Öleceğim elbette, sadece son şarkımı söylüyorum, bazılarının şarkısı uzundur, bazılarınınki ise kısadır, ama sonuçta her ikisinin arasında sadece birkaç kelimelik fark vardır.”] Franz Kafka – Milena’ya Mektuplar

“Ölüm yatıyor bugünün geçerli sağlığının altında. Sağlığın bütün kıpırdanışları kalpleri çoktan durmuş varlıkların refleks devinimlerini andırıyor.” Theodor W. Adorno- Minima Moralia

“Ama ölüm karşısında, ölümün basit ve kolay olduğu inancıyla direniyorsak, yaşam tatsız ve boş olur ve özgürlük kavramı anlamını yitirir.” Rollo May – Özgürlük ve Kader

“Geleceğim, bekle dedi, gitti..
Ben beklemedim, o da gelmedi.
Ölüm gibi bir şey oldu..
Ama kimse ölmedi.” Özdemir Asaf

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: