BABAMGİL OĞLUYUM

[16 Nisan 2014]

Çocukluğumdan görüntüler geçeceğim. Hepsi gerçek ve hepsi uydurma. An an, bakış açısı. Varsın çelişkili, zıt olsunlar.

Babam da dedem gibi 43-44 numara Dora marka lastik ayakkabı giyerdi. Bu beni örtülü şekilde çok şaşırtan bir şeydi. Bir çocuk nasıl babasıyla aynı büyüklüğe erişir? Olmayacak olanaksız durum. Babam babasına o kadar saygılıydı, bu ise ayıp bir açık verme gibi. Ben dedemi yukarda babamı küçük görürken bu ayak numarasıyla son dakikada eşitliği, saygıyı sağlamış oluyordu. Ben kendimce, dedemin has torunu olup babamdan büyük olduğum halde ayak numaramın (hem o zaman hem şimdi) küçüklüğüyle saygılı bir tarafımı koruyordum. Veya bir başka haksız çelişki olarak işlemişimdir kim bilir?

Anımsıyorum da, babam ya onu küçümsememi önemsemedi, ya fark etmedi bile. Belki bütün fırtına içimde kopup dışıma yumuşuyordu. “Yalandasın, senin çocukluğun hiç öyle geçmedi,” diyen biri olsa artık kesin haklılığımı iddia edemem. Babam hiç tınmadan, ya eğitmek üzere, ya kendinin de büyük gördüğü oğlunu zenginleştirmek üzere bana dinsel ve yerel, olmuş olmamış öyküler anlatmayı, iş buyurup iş göstermeyi, önemli konuları danışmayı, dil kıvraklığı modellerini, toprak sanatlarını öğretmeyi sürdürdü. Belki babamı küçümsemem de dedemden anamın intikamının alınması gibi zamana, yumuşamaya, çeşitlenmeye yenildi. Yaşama ve yaşamaya. Gelin dövücüsü dedeme bir yandan öfkeli hınçlı, bir yandan gücü ve zalimliğine hayrandım. İlkokulum bittiğinde, bir beş altı yıl sonra bana saz aldırmayı planlar olmuştum. Kendi eliyle hediye edeceği sazla güya virtüöz olacak, dede kalbi ve övgüsünü armut gibi toplayacaktım. Onun ömrü vefa etmedi. Ben de yalancı beceriksiz çıkmaktan kurtuldum. Babam ise sabırla bildiğini sürdürdü. İçime emekle yüklü saatli, parça etkili dil ve kültür tohumlarını ekti.

Ben geleceğin bir aracısı, sözcüsü olacağımı bilir halde köy işlerini hiç ağır görmedim, ciddiye almadım. Önümdeki işlerin hakkından geldim. Yalnızca kendi ritmim ve rotamdan emin olamadığımda bu anlamsız toprak köleliğinde ne işim var diye heyheylenirdim. Niye Fethiye’nin turist deryasına inip yabancı dilin kolay parasına bir an önce iltica etmediğimi o zaman oturtamıyordum. Oturttuğum şey babamdan, topraktan ve sabırdan feyz almakmış.

Azıcık canlı tarih iyi gelir. Babamgil Aykırı Ceylan’a ata dostu olan Uysal amcalara gitmişler. Kış akşamı soba başında sohbet ediyorlar. Uysal’ın babalığı Bobuş Ahmeti sıkışmış, dışardaki helaya su dökmeye gidiyor. Bunlar, içeriden, kış ayazında Bobuş Ahmeti’nin tahtanın üzerindeki buzdan kayıp düştüğünü duymuşlar. Geri dönüp içeri daldığında Uysal kaynatasına “Baba, dikkat et düşersin,” der demez Bobuş Ahmeti yapıştırıyor lafı (kaşlar çatık): “Düştüm, ihi ye!” Anlamı, “Düştüm, işte ya!” Aynı Uysal amca bizim eve konukluğa geldiğinde sofraya cin biber ister, tüm yemek boyunca gıdım gıdım bir cin biberi idareyle güçbela bitirir, ondan sonra da “Arkadaş, dehşet acı yerim,” derdi.

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: