ALİ ÖZGENTÜRK (İFSAK söyleşisi)

[30 Mayıs 2014 İFSAK söyleşisi izlenimleri]

İki buzdolabı satıp kısa film çekmiş. İlki yetmeyince ikincisini de satma biçiminde. Bir kadro kurmuş. 6 kişi 21 günde çekmişler. Görmesi gerekiyormuş, sinemacı mıyım yoksa tiyatrocu muyum? Belki sadece öykünmekteyim. Kısa filminden Krakov Film Festivali’nde aldığı 2 bin dolar ödül ile geri iki buzdolabını eve koymuş. İlk filmini yapan 19-20 yaş tıfıla Kültür bakanı eşliğinde Varşova’da yemek vermişler.

Su Da Yanar:
Sinema eleştirmeni ve yazarı cahildir. Çoklukla. Bunalım dönemi yalan. Batı köpeği kültür adamcıkları. Türk şiiri dünyada çok büyüktür mesela. Erden Kıral’ın Av Zamanı bir etkilenmedir. Ömer Kavur gizemcidir. O Su Da Yanar’da kendi hikayesini çekmiş. Dört yılını vermiş. Costa Gavras’a anlatmış. Nazım Hikmet’in 3 haziran 1963’te ölümü. Ölümüne kadarki 2 saatini çekecekmiş. Film için senaryocu olarak Jorge Semprun ile buluşmuş. Avans almış. Münevver hanım olumsuz karşılamış. Rus yasakları. Parti ileri gelenleri rüşvet istemiş. Varisler hazır değil. Türkiye’de Nazım yasak. Tokyo’da (At filminden) ödül almış da Su Da Yanar’ı çekebilmiş. Ozu ödülü parasıyla. Film teslim zamanı aceleye getirilmiş, çünkü adamlar ödülü vermek için belli tarihte bitirmeyi koşul koşuyorlar. Filmlere bakarak tarih daha iyi yazılır. Üniversitede yapılanlar palavra. Kırmızı Eşarp okunmamışsa Selvi Boylum Al Yazmalım (senaryosu Ali Özgentürk’ün) hakkında derin olma iddiasındaki tez mez püftür. Benzerlik yüzde üç. (Bütün Özgentürk edebiyat uyarlamaları fazla müdaheleli, Özgentürk’ün kendinin haline getirdiği, eserin yeniden yazımı, yaratılışı gibidir. Mİ)

Fikir hırsızlığına engel olamazsın. “Filmlerimin senaryosu çekici değildir. Çekerken yeniden yazılır. Kağıda geçiremiyorum. Film eksikliği yaşarım. Hikayeciyim. Sözcükler (senaryoda) tam tamına oturmuşsa artık filme çekmeye gerek kalmıyor.”

Dünya sineması ikiye ayrılır: Amerikan, Avrupa.
Sinema yapımı Amerikalıların keşfi. Para harcamak gerekir. Sinema çok unsurlu ve paranın yetmese de zorunlu olduğu bir sanattır. Ev yapımı sinemadan binde bir iyi film çıkar. Palavrayı satıyor Amerika, o ayrı. Kapital saldırısı. Amerikan sinemasından da ilk dönemi beğenir. Ridley Scott, Francis Ford Coppola, John Huston, John Ford, Billy Wilder. 1950’ye kadar büyük sinema. (Ve tabii Hitchcock sever Özgentürk.) Burun kıvırdığımız, beğenmediğimiz pek çok film de sanat. Avrupa ise auteur sinemasına kapılmış. Motor sineması karşısında. Avrupa’da edebiyat derinliği var. Kıvam. Tarkovski. Özel şeyler getirdiler. Nuri Bilge Ceylan, Tarkovski sinemasının bir parçasıdır. Ödülü, Altın Palmiye’si yeriliyor. Şerif Gören de kaldıramadı N. B. Ceylan’ı. Ali Özgentürk İtalyanları seviyor. Vitorio De Sica. P. P. Pasolini. Roberto Rossellini. Ayrıca Yasujiro Ozu. Michelangelo Antonioni sıcak değil. Luchino Visconti. Latin Amerika yaratıcı ve hınzır. Dindar değiller. Yaşam zengin. Kadın değerli. İngmar Bergman ilk beşte. Ulus karakteri varmış ona göre, sonradan anlamış, kabullenmiş. Üniversitede hocası Nurettin Şazi Kösemihal kitapla bunu savunuyormuş da solcu olduğundan Kösemihal’e karşı ulusların karakteri olmaz diye bağırıyormuş. (Yalnız, N. Ş. Kösemihal Sorokin’in Sosyoloji kitabını çevirmiş, kendinin diye imzalamış.)

Onat Kutlar tembel. 
Konuşur, yazmaz. Zor ve az yazar. Ama çok değerli. O da arkadaşı. Onur Ünlü zamanında onun asistanı olarak çalışmış, İtirazım Var filmi çok sağlammış. Niye az izlendi, çünkü ülke kuraklaştı, çoraklaştı. Zaman değişti. Dünyada en fazla gösterilen ve izlenilen Türk filminin AT olduğuna emin. Kendisi de hala AT’ın yönetmeni diye tanınıyor. Seyirci seven bir yönetmen olduğundan gişesi de her zaman iyi olagelmiş. Mektup, Su Da Yanar, Bekçi dahil. Sadece Çıplak’ta hiç çabalamamış, ne vizyona ne festivallere sokmuş. En çok kendi olduğu filmi de Çıplak’mış.

Kalbin Zamanı’ndaki Arda Kanpolat’ın intiharı ile birlikte Kemal Sunal’ı sayarsak iki oyuncusunu ölüme kurban vermiş sayılır Ali Özgentürk. Acı ve zor bir deneyim olmalı. Arda Kanpolat meğer eroin kullanıyormuş. Bir Hamlet oyuncusu olduğundan ona ulaşmış ve rol vermişmiş. Zaten Balalayka’yı tamı tamına Kemal Sunal için yazmış da Sunal kalp krizinden ölünce film sarkmış, alıştığı yapıyı hemen kuramamış. Fikrin doğuşu; Tanya karakterini oynayan oyuncunun su içişine bakarken, onu Nataşalık yapmak üzere Türkiye’ye gelen ablasının sakat kızkardeşi gibi tasarlayabileceği aklına gelivermiş.

Babayı öldürme teması birkaç filmiyle anımsatılınca (At, Bekçi, Balalayka, baba yerine oğulun ölümüyle Mektup) çok ilgisini çekti, hiç bilinçli olarak düşünmemiş olduğunu belirtti. Onur Ünlü’nün İtirazım Var filmindeki Güler Ökten ve oyuncak at temasının ustası Ali Özgentürk’e selam ve gönderme olduğunu sinema hocası Yalçın Savuran’ın fark etmesi Özgentürk’ün pek hoşuna gitti. Diğer uğraş alanları ve meslekler ile sinemanın bağ kurması da alkışladığı bir durum oldu. Yönetmenlerin pek çoğunun sinema dışından geldiğini, sanat ve yaratıcı alanlardan bile gelmeyenlerin çok olduğunu anlattı. Sinema eğitimi ve okullarının ham malzemeyi öbür taraftan doğrudan sinemacı olarak çıkaramayacağının atını çizdi.

Şaka yollu yapılan, Özgentürk sanatının önce tiyatro sineması/teatral sinema, sonra öykücü sinema/edebiyat sineması sonra da doğrudan edebiyat (sinemanın terki ve ilk göz ağrısı romana yönelme) olarak üçe ayrılabileceği yorumuna gülümsemeli, mesafeli, mizahına da katılarak tepki verdi. Zamanında onların üniversiteli grubuyla tiyatro yaptığı Arslanköy’de artık kadınlar tiyatro topluluğunun varlığına, çorbada tuzu olmasından gurur duyduğu besbelli. Bekçi’de gösterdiği gibi Adana’da Murtaza karakteriyle gerçekten tanışmış. Usta olarak en fazla Atıf Yılmaz’ı görür gibiydi, soruyla altını çizemedik. Türk sinemasının 100 yılı geride kalmışken 50 yılının canlı tanığı/tarihi, Yeşilçam sinemasının son etkin temsilcisi hissiyatı da onun sıfatlarına, özelliklerine eklenmeli.

Tekrarlayarak altını çizdiği, Nuri Bilge Ceylan’ın çağdaş en iyi sinemacımız olduğu ve sahip çıkılması gerektiği. Kendinin sinema ışığı denen şeyi çok iyi bildiği, hissettiği, ama betimleyemeyeceği, bu bakımdan Ceylan’ın filmlerinin has sinema, hatta fazla sinema (aşırı sinema -Mİ) olduğuydu. Ceylan’ın yerinde olsa filmlerinin sinemada izlenmesini zorlayacağını, televizyon (ceza/hapis) kutularında asla yayınlanmasına izin vermeyeceğini söylüyor. Kendisinin de Çıplak filmi televizyona uygun değilmiş. Yeniden çekmeye zaten gerek duymuyormuş da, vizyona yeniden çıkmak ciddi bir bütçe, para gerektiriyormuş, bugünkü ortamda yapamazmış.

Türkiye ve dünyada Özgentürk’ün sanatsal olarak çok etkili, olağanüstü geniş bir çevresinin olduğu anlaşılıyor. (Mafyatik, tekelci eğilimleri olmayışı şaşırtıcı.) Hamam (Ferzan Özpetek) ile Mektup aynı yıl vizyona girmiş. Senaryosunu yazdığı Selvi Boylum Al Yazmalım’da değişik bir diyalog tekniği sinema tarihinde ilk kez kullanılmış. Sahibi olduğu halde o filmi her izleyişinde finalde göz yaşlarına kapılırmış, izleyen rolü, alımlama koltuğu bambaşkaymış. Sinema ışığına sahip filmleri mutlaka salonda izlemeliymiş. (Haklı ama bu artık zamanın çarkına yenilmiş bir doğru.) Keşfedilmeyebileceğinden kendi söylemek zorunda kaldığı bir veri de Çıplak’ta oyuncuların yönetmenle filmin içinde konuşması ve çatışması.

Ferzan Özpetek’i fotoroman sinemacısı olarak görüyor. Polemikten ve isim vererek eleştirmekten, beğenmediğini söylemekten hiç çekinmiyor. Onur Ünlü iyilerden. Reha Erdem’i ikiyüzlü, yapay buluyormuş. Uğur Yücel’i yaptığı şeyi, o şey için yapmıyor, artniyet ve planları var diye eleştiriyor. Güler Ökten çok iyi oyuncuymuş. Zeki Ökten zaten arkadaşı ve çok sevdiği belli. Zeki Demirkubuz’u da beğeniyor.

Ustaya, perde özlemine geriden atış yaparsak: Sinema, film artık kitaba dönüştü. İnsanlar kendi başlarına, bilgisayar ekranı, düzenlenmiş duvar projeksiyonu veya büyük TV tipi ekranlarda film izliyor. Beyaz perde, karanlık salon, koltuklarda yan yana oturma, nefeslerden toplum olma deneyimi geride kaldı. Artık sinema, edebiyat eleştirisi gibi, hakkında, üstüne konuşma ve yazma ile sosyalleşme halkasını güç bela tamamlıyor. Bu bakımdan film teki bir kitlesel tüketim ve iletişim aracı olmaktan çıkıp pelikülden bir mektup şişesine dönüştü. Rastlayanlar filmi okumak, kalbinde saklamak, içinde film fazla büyüdüğünde sanal uzaylarda paylaşmak, sızdırmak ve patla(t)mak üzere.

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: