ÇİNİLİ DÜŞ

Düşümde İstanbul’un Kocamustafapaşa gibi bir kenar semtinde geziniyorum, arasta, kapalı çarşı gibi bir yerdeyim.. Tüm üst düzeyler tam kapalı olabilir, kısmen örtülü ve gölgeli olabilir.

Bir yerinde altı üstü yanı tamamen dükkan ve ticaretle çevrili Çinili Cami diye bir camiye denk geliyorum. Kapısından eğilerek içerideki çinilere, duvar süsleri, avizeler ve seyrek cemaate bakıyorum. Bir tür iç cami. İçinde insanlar vs. var. Ahşap mihrap açık renkli ama güzel. Bir hayli büyük ve göz dolduruyor. Kapısı yok ama halıyla örtülü filan değil, harbi yok. Yolgeçen hanı gibi ve köşeden merkezli bir kapı/girişi var. Hatta kapının iki duvar birleşiminde ahşap, güzel biçimli merdivenler kıvrımlar, dönmeler yaparak yükseliyor, duvarı adeta bir koltuk kolçağı gibi aşağıdan yukrıya abaşlatıyorlar. Kenarındaki sokak ve caddeler normal İstanbul. Sadece trafik az ve makul. Köşesinde bir yerinde yuvarlak veya oval -Türkçeyle Çinili Cami tabelası var, ufacık. Sanki sadece ben gördüğümden emin olayım diye konmuş, gerçek tabela değil, nesne ismi gibi.

Aynı bölgede bir de iç hastane vardı. O da bir hayli büyük ve iriliğini sadece hissediyorum, içine girmiyorum. O bina ise düz, süssüz, çok temiz değil, duvarları açık bir cadde üstündeymiş gibi gri mavi. Çekimsiz, ama bölgenin iç yeterliliğine, her şey var burda hissine katılıyor.

Cami ve hastanenin sonrasında bir eve giriyorum. Orada engelli bir kız veya erkek çocuk var. Evden odadan hiç çıkamıyor. Ama onu kedi gibi seviyorum. Aynı zamanda muayene ve gözden geçirme, tıbbi kontrol yapıyorum. Yaramazlıkları var. Ailesi dahil yaramazlık hareketlerine seviniyoruz. “Bu böyle gider,” diyorum. Ama bu değerlendirme aynı zamanda üzücü. Bu sorun benim eksiğim mi, kızın kusuru mu bilemiyorum. İçim üzülüyor. O üzütüntüyle ev-odalarından ayrılıyorum. Ben gördükten sonra erkek -abisi veya babası- arabaya binip çıkıyor. Ben kendim döneceğim veya gezmeyi sürdüreceğim.

Bir benzer kekre deneyim daha vardı rüyanın başında. Düş yazmaya başlayınca eşit ölçüde parlak ve süreli olduğu halde düşün o tarafını unuttum. Düşün bir kısmını yazmak öbür bölümünü de çağırabilir, bazen bir aynı yazma eylemi öbürünü gömer, belirsizleştirir. Anımsamadığım, belki benim gömdüğüm öbür bölüm de tedavi muallaklığı veya başarısızlığı gibi bir şeydi sanki.

Anlatırken, arasta sözü arafı anımsattı arkadaşıma. Arasta Osmanlı tipi çarşılardan biri. Ama acaba düşte sessel düşünüp arasta-araf benzerliği kurmuş muyumdur? Düşler öncelikle görseldir. Ama bazen anlatırken ortaya çıkan sözcüklerden de sessel ilerlemeye çalışır yorumcular. İletişimde çağrışım temelde sessel olur tabii. Tek birey olarak çağrışım kovalıyor olsak araya sesseller eklense de ağırlık görüntülerin akışında olur saymalıydık.

[9 ağustos 2021]

Mehmetİbish tarafından yayımlandı

Bu benim , içimden gelenleri, parmağımdan taşanları yazarak, gözümden dökülenleri fotoğraf olarak paylaşacağım, sevdiğim ve etkilendiğim filmleri yorumlayıp, favori kitaplarımdan küçük alıntılar yaparak edebiyatçılık, sanatseverlik havalarına gireceğim kişisel bloğum olsun.

Birisi “ÇİNİLİ DÜŞ” üzerinde düşündü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: