UÇMAK AZMAĞ

Akşamın kızıl kanındaKimi kırık kimi sağlam dişiyle Trak canavarı. Har har üstüme gel,Gök mor, kolla nefesimiAsma direklerden besleÜstündeyim içinde, kılcallarında kayıpUyutma, sıkıştır kafesten, şaşırsın her arzu, niyetGöl umuşuyla yağmurun, soğuğun içeyimVaril soba dumanlarında tanışma sigarasıKavağın en gizemli çatısı, en günahlı camiiOrtak inziva. Kuytuda yakınmalar, apaçık zındık Nasıl üzülmez aynasız, imza alırken?Ben de ordaydım, ormandım.Yüz yüze“UÇMAK AZMAĞ” yazısının devamını oku

BELLA SOMBRA ve BALIKÇI

Kaderin cilvesine bakın, Bodrum’a defalarca gelişlerimin hiç birinde Bodrum merkezdekini değil, dolaşırken yenileyi Gümüşlük’te görüp inanmaz gözlerle Güzel Gölge Ağacı olduğunu öğrendiğim ağaçla tanıştım. Latince/bilimsel adı Phytolacca dioica. Ombu adıyla da tanınıyor. Bodrumlular bu ağaca “Kaya Gölgesi” diyorlarmış. Meyvesi yok galiba. İlk verdiği izlenim kavak/çınar ile at kestanesi arası bir şey. Yıl oniki ay yeşil“BELLA SOMBRA ve BALIKÇI” yazısının devamını oku

ESKİ DOKTOR

Dr. S. Kahyaoğlu’nu takdimimdir: 1919 doğumlu, 103 yaşında. Yaş hesabında anlaşamayan tipik Türkiyeli profiline uyarak o kendini 104 sayıyor. Özel biri olarak hakkı var. 1943 Çapa Tıp mezunu pratisyen, işyeri hekimi, emekli yönetici hekim. O okul bitirdiğinde babam doğmuş, anam doğmamış. Dedemden 8 yaş küçük ve şimdi karşı karşıya söyleşebiyoruz. Kitaplı anatomi profesörü Zeki Zeren’i“ESKİ DOKTOR” yazısının devamını oku

NEDAMET

Nerde o günler… Roman’larımızı arıyoruz, burnumuzda tütüyorlar. Türklerin eski nefretli kibirleri çingene aşağılama, yeni bir pişmanlık açılımı ister. Türkler ülkeye doldurulan Arap ve Afganlardan korkuyor ya -tiksinme mi fetih korkusu mu belirsiz- bunu buçuk millet saydıkları çingenelerle, eski iç içelikleriyle karşılaştırsın. Hemmen öteki öz azınlıklar ve kardeşler akla geliyor: Ermeni, Rum yani Yunan, Yahudi, ve“NEDAMET” yazısının devamını oku

SÖZDERÛN

Haz (hele doyum), insana giriyor mu sayılır, insandan çıkıyor mu sayılır? Eğer giriyorsa, hazzın oruçta [hayatta?] haram ve yasak olması mantıksaldır. Oruçta, giren ve çıkan her şey orucu bozmakla birlikte, kazanılanlar daha orucu tutulası olduğundan… Eğer haz, insandan çıkan bir şeyse onun oruç bozuculuğu biz cahillerin din kavrayışımızı aşmaktadır. *** Şöyle bir sadeleştirip, bunları hemen“SÖZDERÛN” yazısının devamını oku

GEÇMİŞ KAMYONU

Çocukluğumda, bütün yaşıt veletlerle nöbetleşe paylaştığımız taştan kamyonumuzda fotoğraf çektirdim. Evimizin hemen üst başındaki yerli kayalardan biri. Şoför mahalli veya direksiyonun ardına oturuluyor, bacaklar iki yana ata biner gibi ayırılıyor. Kayanın sağ tarafında yolcu rolü yapanları oturtacak yatay boşluk var. Sanki kamyonu değil, tümüyle dünyayı sürüyor olurdum. Bu kaya kamyonun hemen arka tarafında, gözlerden koruyan,“GEÇMİŞ KAMYONU” yazısının devamını oku

KENDİN BİL KENDİNİ BUL

Tek yol kendini bilmek, tek macera kendinden kaçmak. İnsanın kendini zamanla tanıması özünde ve zorunlu olarak otoerotik artı otoagresif bir süreç. Öbür yanından bakarsak, kendiyle tanışmadan ölmek bir kısmet mi, kazanç mı? Kendini bilmek, -hele referans olmadan- olanaksıza yakın. İçe bakış çok önemli, iyi niyet göstergesi; yoksa yeterli yöntem değil. Ötesine uçuş denebilecek aşkınlık için“KENDİN BİL KENDİNİ BUL” yazısının devamını oku

DÜNYADAKİ CENNET

Bu dünyadaki cennet duştur, banyodur, jakuzidir, hamamdır. Bunlar cennetin türleri ve dereceleridir. Suya girmeyi soğuk, ılık, sıcak, kaynar istemek, cennetle ilgili imgelem ve yeğlemeler. Temelde ve çağrışımda banyo suyu amnion sıvısıdır. Sıcak/ılık su, amnion sıvısındaki Yunus peygamberliğimizin anıları. Bu duyumlar dölyatağı içi yaşamın gündelik yaşamda yeniden yaratılmaları. Ana rahmi, ana karnı cennetin temel duyumsanış kalıbı.“DÜNYADAKİ CENNET” yazısının devamını oku

OSURUK

Osuruk bokun [osurmak sıçmanın] habercisi, ön ödemesi ve kefilidir. Korku osuruk gibidir; senin içinde olduğu sürece henüz acil değil. Ruh osuruk gibi, osuruk kadar. Bir bedenden çıkar, kaç tane burna girer, gene de varlığından emin olunamaz, bilinemez. Ruh, radyoaktif madde, değişken. 21 gram çekmiyor. Bir var bir yok, bir ışıldak bir karanlık. “Osuruğa gülenin osuruk“OSURUK” yazısının devamını oku

MEMEDEN YARMAK

Memeden yarmak, sütten kesmek demektir ve bunun Fethiye’deki karşılıklarından biridir. Kısaca yarmak da denir. Çocuğu sütten kesmenin bazen ne kadar zor başarıldığını iyi anlatır. Çocuk yeni besinlere geçebilsin, çıkışsız bataklık halini almış sütten kurtulsun, biraz sosyalleşsin diye anne hem içten hem dıştan ve yüzeyden birçok önlem almak zorundadır. Memenin üstüne, ucuna biber sürmek, çocuğa az“MEMEDEN YARMAK” yazısının devamını oku

KANSER

Kanser şakası: Kanserin çaresini ve ilacını bulmuşlar, ama saklıyorlarmış. (Şehir efsaneleri kapsamında) Nedeni: Sanki özde hırslı, ısrarlı biçimde kendine, hayata kahretme durumunun nihai yolağı. Çocuk yaşta olursa hücrelerin tavrı, soyaçekimli kanser olursa ortak grup algı ve davranışı olarak değerlendirmek uyar. Kanser kişinin kendi kaderinde etkin olduğu, bir tür intihar eşdeğeri sayılabilecek bir hastalık. Keza bir“KANSER” yazısının devamını oku

ANİKO

Yorgun bir ametist taşçık,Deli Nasrettin cebi bu.Tanrı duyar…-Ya tutarsa? Ver anmalık. Astım böğründe kurar ola yuvasını,Akıl izlerim göbeğimden saçaklı,Çöreklendi, dilimi çevirdi.Kuşku mu tüm vaazım, bırakış mı?Ölüm mü anam, anam mı ölüm… Ataşehir, 3.11.2010 – 23.6.2022

AYRILIŞ

Ezgi’nin Günlüğü’nün harika yorumladığı, kendi mallarıymış gibi hissettirdiği Orhan Veli şiiri. Hem de 1986 model Sabah Türküsü albümlerinin ilk/giriş parçası. Ben şu Ayrılış şiir/şarkısının üstüne eğilmek, biraz deşmek istiyorum. (Şiirin sanatçının bildiği öyküsünün dışına taşmıştır artık öykü, okuyucunun/dinleyicinin de malı olmuştur. Tarih yeniden yazılabilir, yorumlanabilir.) “Bakakalırım giden geminin ardından.” Burada arkada kalan veya terk edilen“AYRILIŞ” yazısının devamını oku

HİPERAKTİF TÜRKLER

Türklerin bazı yapısal ve tarihsel özellikleri var. Bunlardan biri ana kuzuluğu, biri göçebelik, yani dünyada çok geniş bir coğrafyada at ve taban koşturmak. Ana kuzuluğu ayrı bahis, ben göçkünlükten süreceğim: Şöyle iyi bilinen ve spekülatif coğrafya ve akrabalıklara göz atayım. Orta Asya, tüm Türki yurtlar, Moğollar; Sibirya, soğuk halklar, doğrudan veya dolaylı Laponlar, İnuitler;  Finler;“HİPERAKTİF TÜRKLER” yazısının devamını oku

EŞDEĞER EVLİLİK

İnsan yaşamında flört/çıkma bir evlilik ve ciddi ilişki girişi, deneyi olarak ele alınır. Nişan ve söz gelenekleri bu deneylerin eski toplum karşılıkları sayılabilir. Bir ilişkinin evlilik eşdeğeri olabilmesi için gerek koşullara odaklanalım. İlişkinin taraflardan birine veya her ikisine etki üretmesi, iz bırakması, ilişilmesi gerekli. Üzüntü, tartışma, geçimsizlik üretse de olur. Süre paylaşılacak, az çok anı“EŞDEĞER EVLİLİK” yazısının devamını oku

SORGU

1- Eğitim hayatından bahsedebilir misin?2- Neden psikoloji?3- Psikolog olarak mesleğinin kötü yanları neler?4- Psikoloji olmasaydı neden, ne olmak isterdin?5- Meslek hayatın boyunca yaşadığın ilginç bir durum varsa anlatabilir misin? İlk çocukluğumdan beri doktor olmak istiyordum. Eğitim ve öğrenme benim için zevkti. Okulu, arkadaşı, öğretmeni çok severdim, öğretmenin göźlerinde yaşardım. Okullar tıkır tıkır geçti. İstediğim gibi“SORGU” yazısının devamını oku

METROMUNİS

METROMUNİS Birbirimizi tutmamaya ellerimizÜç kollu metro göbeği merkezimiz Tehlikeli ölçüde yakın kalabalıkTek yol kulaklığa gömül gözler dışarıya Eşitlendik ter kıyametindeGözler tek güç tek rütbe Kitapçık peçe açılı filim tülDalgınlık söz kaçırılan göz nişan yerine Nasıl korkuyor yakınlığı niceBaşka temel mi atıldı değişen zaman mı ….. Metronun kalabalık soğukluğu beni etkiledi. Dikey tutunma kollarına üç bir“METROMUNİS” yazısının devamını oku

YEMEKLERİMİZ

BULGUR ÇILBIRI Olasılıkla bütün Fethiye’de, Çukur Çeylen’de çılbıra tatar derler. Bizde çılbır diye sarmısaklı bulgur + domates +/- patates yemeğine diyorlar. Biz buna artık bulgur çılbırı diyelim. Altyapısında klasik soğan kavurma var. Sonra bulgura yaş domates veya domates kakı eklenip kavurmaya devam edilir. Yaş domateslide patates eklenmez, domates kurusuyla yapılıyorsa patates de eklenir. Biraz kavurduktan“YEMEKLERİMİZ” yazısının devamını oku

SÜZÜL GÜZEL

Bak, ahlatlarda ova çiçeklerBitmeyecek demez,Başla diyorSüz güzel yüzünü. Çok alametler belirdi,Borç alavere açmazlarıTeslim et anahtarıYaltırık sökecek elifbayı. Her şey girdaplanıyorDışında kalan yok, seldenHep yedi kardeş, hepIşıl ışıl Ülker Göçenler esinledilerGüdüm güç küçükten büyüğeElden ele gizem yollarınaSiyah kırmızı kanın dilerÖbek öbek itiraf lekeleri. Yol, dışını özlerAhır yabancısınıDuran olabilmezYalan tüm yasaklandı Gepgece gelin çiçekleri, aniÇakar gözün en dibine.Arttı köpükler gizli kalmadıEn aşağı kucağında kutlununUtançlar“SÜZÜL GÜZEL” yazısının devamını oku

İÇİNDE

Limanlara çekilmişsinBir rüzgar sefer emri vermezKöhne beden durgunlar, su alırAlış. Alış durulmaya, çektiğin senin.. Hangi liman.. Ya hangi deniz?Hangi sarmal dalganın açık denizinde balık avlarsın?Ben açıldım soğuğa, morina selamlamaya.

KARAKURA

Yanaştı canavar, yanaştıNefes… Yaladı dokundu.Meğer dip derine sızmışBenimin kör bağırsağında otururEpi topu kurt, büyükçe etobur. Olmadı hiç,Ölmedi hiç. Ölümüm boğazımda yuvalıGenzimden getiriyorum, geng..İki parmağ arasında evirip kokuyorum– Babam kokuyorİye miyim ol kadarına?

KEÇE TÜYOLARI

Keçenin yünü yapağısı taze, canlı hayvandan kırkılmış olmalıymış. İzmir Tire’de ailesi onun oğlu dahil edilirse 4 kuşaktır keçeci olan ünlü Arif Cön’den grup sohbetinde duyduğum. Ölü koyunun yapağısından keçe olamıyormuş. Hani koyun hasta olduğunda fırtınaya tutulmuş gibi kesecek kasap koşturulur ya, bir bakıma boşuna değil. Yününe vurgunsanız, koyun ölmeden kırktırmanız gerekirmiş. Ayrıca bir de insan“KEÇE TÜYOLARI” yazısının devamını oku

ZİRAİ MÜCADELE

ZİRAİ SOHBET – Karıncaları ilaçlıyorum. – İlaçlama, onlar bereket. Hatta zenginlik habercisi. – Kenarda uslu uslu dursalar orayı karıncalara kiralayacağım. Nerede duracaklarını bilmiyor frensizler. Çingen gibi gavaracı onlar. Bir de geleni gideni belirsiz, sayısız. Sürekli misafir, ne idükleri anlaşılmıyor. Kuyruğundan bakamıyorsun. Belli ki karışıklıktan kirayı da zamanında yetiştiremezler, güvenim yok. Hele bazısı gemi azıya almış,“ZİRAİ MÜCADELE” yazısının devamını oku

UYKULUK

Mahallede sis içinde köpek ulumaları,Bir dalgın bir uyanık suçlu düşler,Birden! bir kedi çığlığı- Kıyamete gel, sakın duraksama sıratta,Unutmadan elma parlatılacakyılanla konuşulacak,Sorgucu tutuluyu dik sağlam isterBelki yasa kitabı yazılacak, uyanmadan.

DAMAT GİYDİRME

Eski Eğin yeni Kemaliye’ye ait çok güzel bir düğün adeti, müzikli bir tören. İlk ve tek kez tanık olduğum bu töreni tam bir yabancı kültür gözlemcisi antropolog gibi, çağrışımlarla ve düşünerek, olasılıkla bazı şeyleri doğru yorumlayıp bazı şeylerde fena çuvallayarak yazıya döktüm. Peşinden youtube’dan bir damar giydirme videosu bulup izlenebilir umarım. Damat topluluğun önüne bir“DAMAT GİYDİRME” yazısının devamını oku

SARMAYILAN

Sev Güzel sevmeyi umalım umarım,Bir ben vardır başkadır ve aynı benzer olması mümkün.Yolun dönüşümleri bunlar,Yolcu, yorgun,ve yorulmak geniş. Kabul her koşul ve kendi koşullarım evet,Kendi yolum kabul ve yol kesişimleri evet.Yol ayrımları kabul. Şefkate evet, acımayışımla birlikte. O yaşamda olmak yaşatmak için.İçim. İçimden.

SEZELER

Gece denizlerinde gezdim de topladım,İnsan bataklıklarında, yazar bilmecelerinde. Acılar karanlıkta saldırır,Köşeye sıkışan her çaresizliği dener.Saklıyı öpüp dudağına konayım.Kara- konacağına dedi- konsun.Geceler gariplerin.. Yüzünü öptüm akağına kondum,Yarın örümcek ağına tutuldum,Batak çiçeği öldüm koktum gittimDudak içiyorum kuru gıyabında.

2014 ASKER NOSTALJİSİ

Behey gafiller Mehmet, İlhan, Teoman 1998 FİFA Dünya Kupası’nın üstünden 4×4 16 yıl geçmiş. Demek oluyor ki, o yılkiyle birlikte taze uzmanlıktan sonra 5. Dünya Kupasını göreceğiz. O zaman Samsun’da acemi askerdik. Yarı ayık yarı sarhoş, aradan dereden kupa maçlarını izleyebilmiştik. Ben maçların birinde hafta sonu izninde konuk olduğum evde aşırı içmekten gündüz maçında uyuyakalmıştım.“2014 ASKER NOSTALJİSİ” yazısının devamını oku

KOYUN YAZAR

Gece uçaktan inişte servis otobüslerine bineceğiz, iki tanesi birden önümüze kaykıldı. İçeri geçtik, bekliyoruz, biraz uzuyor otobüslerin dolması, doldurulması. Nasıl ve neden olduysa birden kendimi ağıla kapatılmaya çalışılan koyunlardan biri hissettim. Bazıları duraksıyor, hangi otobüse bineceğini bilmiyor. Arada daha hızlı ve güvenli giden diğerleri koyun değil de sürü köpeği veya yardımcı sığırtmaçmış, “Haydi içeri!” diye“KOYUN YAZAR” yazısının devamını oku

İLK EVLİLİK

Birinci evlilik. İlk evliliğimi bir yaşlı kadınla yapmıştım. Gürcü değil, görücü usulü. İkimizin sosyal çevreleri ayarlamıştı. O bana, ben ona bakacaktık. Mantık evlenmesi, görev buluşması gibi. Yetki ve sınırlarımız büyük ölçüde belirlenmişti. Başbaşa ve tamamen boş da bırakılmıyorduk. Hep öyle olmaz mı? Toplum karışır, aileler karışır. Paşa karısıydı, doğrusu paşa dulu; aramızda büyük yaş farkı“İLK EVLİLİK” yazısının devamını oku

ZAMAN YANİ ŞİMDİ

[Bu yazı-araşmayı İncim’e adıyorum.] O anda ve burada… Geleceği şimdinin içinde kurduğun gibi, bir de gelecekte olmasını arzuladığını ve dahi korktuğunu şimdi olmuş kılarsın. Hissetmek ve zannetmek her şeydir. Bana göre düş, gördüğünü anımsadığın için olmaktan çok içinde(yken) hissettiğin için gerçektir. Korku, bunaltı da. Er geç gerçekleşme eğiliminde ve birbirine dönüşür olduklarından arzu ile korku“ZAMAN YANİ ŞİMDİ” yazısının devamını oku

ÇİNİLİ DÜŞ

Düşümde İstanbul’un Kocamustafapaşa gibi bir kenar semtinde geziniyorum, arasta, kapalı çarşı gibi bir yerdeyim.. Tüm üst düzeyler tam kapalı olabilir, kısmen örtülü ve gölgeli olabilir. Bir yerinde altı üstü yanı tamamen dükkan ve ticaretle çevrili Çinili Cami diye bir camiye denk geliyorum. Kapısından eğilerek içerideki çinilere, duvar süsleri, avizeler ve seyrek cemaate bakıyorum. Bir tür“ÇİNİLİ DÜŞ” yazısının devamını oku

BİNA YAPIT YAPIM

Bina (eser) yapımcılığında üç veya dört kutup varmış: Mimar, mühendis, mütahit (kitabi olarak müteahhit), işveren (malveren). Bunlardan mimar ile mühendis birbirinden daha yeni ayrılmış. O bakımdan ruh hekimi (psikiyatrist) ile sinir hekimi (nörolog) gibi hem birbirinin işinden anlıyor, hem de birlikte iş yapabiliyorlar. Mimar mühendis de mimar mütahit de olunabiliyor. Acaba mimar mühendis tek isimli“BİNA YAPIT YAPIM” yazısının devamını oku

GÖBEK DANSI

Göbek dansı (oryantal) belki de ilk olarak Mısır’da başladı, oradan çıktı. Daha eski aday Sümer toprakları ve uygarlığı tabii. Hindistan’ın hem danslarını hem kobra oynatıcılığını da çağrıştırmıyor mu? Halen dünyada en iyi göbek dansı Mısır’da. Ekolleri Kahire ekolü diye adlandırılabilir. Gene halen dünyanın en iyi göbek dansı hocası Mısır’da ve bir erkek. Türkiye’deki erkek göbek“GÖBEK DANSI” yazısının devamını oku

UÇMUŞ ZAMAN DELİ MEVSİM

Yazı belki çıkmaz, hiç çıkmaz. Fotoğraflar artık benden ayrıldı. Bazen çağırıyorum da, gelmiyorlar. Bazen anlık göz kırpıyorlar sanısına kapılıyorum. Eskiden fotoğraflarım olurdu. Gitgide benim olan, ben olan hiç bir şey kalmayacak. [Acı bir bilinçsiz kehanet. Fotoğrafların özgün kayıtlarının dış deposu el kayıp, bulmaya hiç umudum yok.] Ne zaman saati kuracağımı, ne zaman treni kaçıracağımı seçemiyorum.“UÇMUŞ ZAMAN DELİ MEVSİM” yazısının devamını oku

HAVANA

Çukur Çeylen’in 1970’lerden beri bildiğim tek evsiz delisi, meczubu.  Kendisi 1960-80 arasında geçerli bir şahsiyet. Ölüm zamanlarını bilmem. Zaten yurtsuz olduğundan sonra nasıl kayboldu, başına ne geldi benim için karanlık. Önemine önemli. Handiyse “Yörük Hasan” kadar önemli. Kara Emine dediğimiz göçer yörük lideri kadının, ben kızı zannediyordum, kız kardeşiymiş. Kara Emine’nin ailesi köylülerin nereden geldiğini“HAVANA” yazısının devamını oku

KESİKLİ, KESKİLİ

Kesikli oğul, keskili ana. Anne: “Beni kimse anlamıyor.”Oğul: “Beni hiçbir zaman anlamıyor.” Duygularının olduğuna eminim. Duygularının ne olduğundan emin olmasam da. Belli oluyor, bizden yana aktarılıyor. İşlemcisi sağlam ve yürüyor, yazıcısı titrek ve barajlı çalışıyor. Duygusu sese, cümleye çevrilirken bir engelden, süzgeçten geçiyor. Cümle şekillendirmede kendine özgü bir makine dairesi var, ince ayarı karışık. Duygusuysa“KESİKLİ, KESKİLİ” yazısının devamını oku

TÜRKLER GELİYOR

Türkler şu coğrafyayla betimlenebilir:“Üç deniz arasında denizsiz”Ve eki: “Denize sıçan” Türkler o kadar da tembel bir halk değildir. Verimliliği ayrı tutuyorum.“Pazar günü sadece fahişeler ve Türkler çalışır.” Yeni bir Rus atasözü Kadim zamanlardan beri Akdeniz’de öğle uykusu veya siesta (altıncı saat) geleneği vardır. Yunanlılar daha sadık, ama Akdeniz Bölgesi’nde köylerde Türkler de siestaya uymaya ve“TÜRKLER GELİYOR” yazısının devamını oku

SÖZCÜKLERİN RUHU

Sözcüklerin birer ruhunun olması, kişilik gibi belli, tutarlı özelliklere sahip olma bakımından varlığı söz konusu edilebilecek ve öne sürülebilecek iddia. Aslında temel birim olan harflerin de ruhu var, harfler ruhu olan birim-elementler sesler. Zaten ses eşdeğeri harfler ruhları nedeniyle sembolizme giriş niteliğinde. Dil, hele yazılı dil sembolizmin en üst üste kıvrılmış ve ileri hallerinden biri.“SÖZCÜKLERİN RUHU” yazısının devamını oku

SÖZCÜK ERİLLEŞTİRME

[6 haziran 2014] Sözcük erilleştirme eril dil ile ilintili olmalıdır, veya olduğunu baştan kabul etmek en iyisidir. Erkek söylemi, cinsiyetçi söylem, ayrımcılık, sıradan faşizm. Bu netameli konularla bağıntısı olmasa sözcük erilleştirme çok eğlenceli bir oyun ve pratik olurdu. Burada biraz intihalen (aşırmaca, hırsızlama olarak) Türkçenin kuramlaştırılmamış bir sözcük erilleşme özelliğinden söz edeceğiz, kuramcık taslağı haline“SÖZCÜK ERİLLEŞTİRME” yazısının devamını oku

DÜŞTEN KEŞİF

[4 haziran 2014] Vagondasın. Gençlerin, kıkırdayan çiftlerin gülüşleri bir yabanilik sarar üstüne. Şöyle ayrılır, kenarda durursun, kesmez. Ellerin iki cebinde ıslık çalarak, merakla bir basamak aşağı sekersin. Çakılmadı san, role devam. Bir adım daha aşağı sek. Sessiz, araştırıcı bir volta iyi olacak. Kendini aynı vagonun veya trenin bir başka santiminde biliyorsun. Sonsuza dek değil ya, ufak“DÜŞTEN KEŞİF” yazısının devamını oku

– HANİCİK SENİKİ?

– İHİCİK BENİKİ! Fethiye köylerinde anababaların çocuk büyütmede en zorlandığı başlık akranlar arası yakınlık, cinsellik, romantizmle ilgili şeylerdir. Duymaktan en çok korkup kaçınamadıkları çocuk cümleleri ve diyaloğu ise bu yukarıdaki sorulu teklifler. Kaygı evrensel de, kaygıyı üreten veya aktaran cümlelerin yerel biçimi böyle. Aslında böyle şeyler hiç olmasa, eşleşmeyle çocuk hiç ilgilenmese, aşırı geciktiğinde önerecek“– HANİCİK SENİKİ?” yazısının devamını oku

ALİ ÖZGENTÜRK (İFSAK söyleşisi)

[30 Mayıs 2014 İFSAK söyleşisi izlenimleri] İki buzdolabı satıp kısa film çekmiş. İlki yetmeyince ikincisini de satma biçiminde. Bir kadro kurmuş. 6 kişi 21 günde çekmişler. Görmesi gerekiyormuş, sinemacı mıyım yoksa tiyatrocu muyum? Belki sadece öykünmekteyim. Kısa filminden Krakov Film Festivali’nde aldığı 2 bin dolar ödül ile geri iki buzdolabını eve koymuş. İlk filmini yapan“ALİ ÖZGENTÜRK (İFSAK söyleşisi)” yazısının devamını oku