LA STRADA (1954) – Federico FELLİNİ

[23 Ocak 2014] Türkçede Sonsuz Sokaklar adıyla biliniyor. Ne güzel diyalogları var öyle. Aralarından gereksizlere göz atalım: “Hep böyle at gibi ayakta mı yersin?” “Yalnızca karar almak için mi erkeklere ihtiyaç duyarsın?” “Aynı yerde uzun süre kalırsanız orayı seversiniz ve Tanrı dahil asıl olan şeyleri unutursunuz.” Filmin ilk yarısında basit bir sirk eğlendirme oyunu vardı:“LA STRADA (1954) – Federico FELLİNİ” yazısının devamını oku

KEDİ ÇİFT KEDİ ÇOCUK

Eğrilce sivilcen uyurlu olsun,Sivil kaplamalı..Ece Ayhan’a sivik nanikler yaparaktan – Kısa kısacık kısa öpüşler..Dolu tuz damlacıklarıGöz kuyularında bakış kazmalar Kedi çocuk, bütün saatler durdu. Kedi çocuuk!Dön gel, eve gidelim artık.Bütün saatler durdu, görsene,– bak çok kötü şeyler olacak.Dinozorlar gelecek… Oyundan hiç beni duyar mı?– Saatler durdu derim, ne var!Kedi çocuk, durmaz kedi çocuk,Çok kedi çocuk.

Ali Şimşek’ten TARKOVSKİ

[28 Ocak 2011] Author (auteur) sineması bu. Onlar yani yazar veya Tanrı sinemacılar sınıfından. Yarık, dikey, ani kamera hareketi. Derine inen, gömülen sinemadır. Heidegger okumuş ama, amatörce olsa gerek. 68 olaylarından 6 yıl önceki İvan’ın Çocukluğu filminde Peace (barış) işareti var dikkat edilirse. Gelenekten Varoluşçu. Bürokrasi sorunu ve olası bürokrasi nefreti. İvan’ın Çocukluğu‘nda Haç göstermesi“Ali Şimşek’ten TARKOVSKİ” yazısının devamını oku

İKİ PEHLİVAN

[7 Ocak 2014] Konuk pelvan evin (çatısının) merdeğini kendisi eliyle kaldırıp dikmenin altına ayakkabısını koymuş. Sabah ise koyduğu yerden alamamış. İnsan bedeninden enli taşı sırtında ark üstüne köprü niyetine aykırıca koyuvermiş. Ev sahibi pelvanın konuğa taban dayayan karısı değil kız kardeşiymiş. Yerli olan, anamın arkadaşı Hasibe halanın kocası Hoca Mehmet’in amcası Koca Abdullah. Olaylar Ören“İKİ PEHLİVAN” yazısının devamını oku

KARBEKİR

[3 Ocak 2014] Ben senin gelemediğinim. Iskalayıp anımsadığın.. Ben zaten oradaymışım da uyanmamışım. Kendimden, dikkatimden sıyrılmışım. Surun bir adım kenarında, hemen dışında. Dışındayken de dışında olamıyor insan. Aklın gönlün içeride. Ötekinin ben olduğumu anlamadan ötekilerde.. Meğer kendime gelmeyi. Kendime geldiğimi ıskalamayı. Sonradan farkına varmayı beklermişim. Güzellerle, güzelliklerle istediğim kadar oynayıp oyalanayım. İznim var. Akılla, fikirle“KARBEKİR” yazısının devamını oku

KNUT HAMSUN ve AÇLIK

[19 Aralık 2013] Açlık kitabını okuyorum. Bildik Hamsun doğallığı, sadeliği. Ve artık büyük oranda terk edilmiş çocuksuluğu, temizliği, yüce gönüllülüğü. Dünyada ve yaşamda hiç karşılığı kalmamış bile olsa – ki var, azalan değerler ölmüş olmuyor – Açlık’ın Hamsun’u ve anlayışı bir kenarda durmalı, kendince demlenmeli ve beni çağırmalı. Herkesin bir Ylajali’si gönlünde acil durum için“KNUT HAMSUN ve AÇLIK” yazısının devamını oku

EŞEKOĞLU

[18 Aralık 2013] Tarih öncesinde eşekler orantısız fazla yük taşımaktan bıkıp usanmışlar, sonunda grev mrev derken insanoğlu ile masaya oturmuşlar. Kapı gibi anlaşma imzalanmış: “Eşekler bundan keri (sonra) beş kile buğdaydan fazla yük taşımayacaktır.” Bu ölçü tarihsel çağlarda çok zalim düzeylere çıkmış olabilir. Ben 1980’lerde gençliğimde 10 kilede bırakmıştım, Fethiye geleneği oydu. Yani anlaşmaya göre“EŞEKOĞLU” yazısının devamını oku

İLİŞKİ ve İÇE AÇILIM

“Evrenin mutluluğudur sevgi. Ama mutlulukla her şey bitmez. Bir buluşmadır sevgi. Ama eşit ölçüde bir ayrı düşme yoksa, buluşma da olmaz. (…) Sevginin kesin egemenliği hiçbir zaman gerçekleşemez.” D. H. Lawrence – Anka Kuşu İlişki demek “çıplak bilgi” demek. Tiksinilebilir kuytularını açmak, göstermek, ilişkide bunu göze almak demek. Sevişmeden, soyunmadan olamaz olan şey. Kendiyle ilişkide“İLİŞKİ ve İÇE AÇILIM” yazısının devamını oku

ÇANDIR SEKİZİ İHANETİM

Annem ona kaynata olan dedemin evinde eski çocukluk ve genç kızlık bolluklarını bulamıyormuş. En bol bulunan süt bile denetim altında. Yenen, içilen kısıtlanıyor. Hem genel durumdan, hem belki geline açık vermemekten, belki biraz şımartmayacağız, disipline edeceğiz diye. Annem çocuklarına sütü gizlice geceleri soğuk şekerli süt olarak içiriyor. Sade yağda yumurtayı evde kimse yokken pişiriyor, veriyor.“ÇANDIR SEKİZİ İHANETİM” yazısının devamını oku

MESNEVİ VE ŞERHİ’NDEN

Birisi geldi; bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı; sevgilisi, kimsin a güvenilir er dedi. Adam, benim deyince, git dedi; şimdi çağı değil; böylesine sofrada ham kişinin yeri yok. Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir; ikiyüzlülükten ne kurtarabilir? O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü; sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı. O yanmış-yakılmış“MESNEVİ VE ŞERHİ’NDEN” yazısının devamını oku

DÜŞTE FİLM ve LİMANDA GECİKME

DÜŞTE FİLM [22 Kasım 2013] Düşümdeki filmdeki veya belgeseldeki aydın Cunda/Ayvalık’tan tanıştığımız Artur veya Artur’un tıpkısı benzeri. Filmdeki aydın, “Sistem iki kere rafine,” diye anlatıyor. “Hem bütün açıkları devletten, sistemden yana kapatacak yorumlara ve önceliklere sahipler. Hem bir eleştiriye maruz kalmak onları yeniden tepki vermeye, yeni düzenlenime yönlendiriyor.” Ben bunu duyunca, filmi biraz durdurup diyorum“DÜŞTE FİLM ve LİMANDA GECİKME” yazısının devamını oku

KORKİREM

Aşağıdaki Mirze Alekber Sabir’in GORXURAM şiirinden bestelenmiş Azeri türküsüne (Vezir Parmağı filminde kullanılmış) göz attıktan sonra yazacaklarıma geçebilirsiniz: Bu parçadaki KORKİREM korkusu olasılıkla bir erkeğin bir kadına teslim oluşunda olduğu gibi, yeni bir dinin evrenine girmenin korkusu. Artık bu evrene girilmiş, ama taşlar yerine oturmamış. Türkünün ruhunda bulunan korkudan fazla olan müstehzi aşağılama yeni dini“KORKİREM” yazısının devamını oku

BİREY vs TOPLUM, ve SANATÇI

Asri zamanlarda, salgın günlerinde, yeni dünya düzensizliğinde her şey darmadağın. Ama hiçbir şey bitmedi, bitemiyor. Kardeşim, moralini umudunu devlete, hazır düzene veya kitlelere bağlama. Yaşama, can aitliğine bağla. Gülmeyi, gülmeceyi anımsa, yürü, ak! Belirsiz, kaotik bir şey bu. Belli ki üzüleceğiz. Her şekilde fazlasıyla üzüleceğiz. Sonra dünyadaki, yaşamdaki yeni’yle karşılaşacağız. Biz yoksak devrilmişsek, can kardeşlerimiz“BİREY vs TOPLUM, ve SANATÇI” yazısının devamını oku

CUMA – PAZAR

Cuma günü boy abdesti almak, demek sünnet grubundan uygulamaymış, hadisi varmış. Ben babamın, annemin uyması dolayısıyla uyuyormuşum.  Cumaları, her cuma olmasa da ikisinden birinde ailenin erkekleri, çocuklar dahil cumaya giderdik, yunup paklanıp giyinerek cumaya hazırlanırdık. Cuma ve bayram günleri işler tavsayacağından, aksayacağından, canı sıkkın babamın yanına yaklaşılmaz olurdu. Her cuma olmasa da her bayram döneminde“CUMA – PAZAR” yazısının devamını oku

İNSAN MI PEYGAMBER Mİ?

Hz. İbrahim’in Yahudilik ve Hristiyanlıkta İshak’ı, İslam’da ise İsmail’i kurban ettiğine inanılır. İbrahim İslam’a göre peygamber, Yahudi ve Hıristiyanlıkta din büyüğü imiş. Gene Yusuf Yahudilere göre din büyüğü, İslam’a göre peygamber. Bunlar ne fark ettiriyorsa? Ben kendimi çıplak haldeyken bile rütbeye, etikete bakıyor gördüm. Keza Yakup hakkındaki farklar benzer biçimde.  Burada şu fark oluyor edebilir.“İNSAN MI PEYGAMBER Mİ?” yazısının devamını oku

RÜYAYA İLK ADIM

[Yazıya vesile olan Selin Erkişi’ye minnetlerimi sunarım.] Rüyanda ev veya araba gördüğünde o genellikle benliğin, ruhundur. Benliğinle, yaşamınla ilgili şeyler söyleyecektir. Senin rüya evinin girilmedik, kullanılmadık odası muhtemelen saf veya ilgisiz kalmış, dokunulmamış, kimseye açmadığın, dokundurtmadığın ruh kısımların demek olabilir. İyiye karşı kötü, veya kötüye karşı iyi kontrastları içerebilir. Üstünde fikir oynatmak, çağrışım yapmak gerek.“RÜYAYA İLK ADIM” yazısının devamını oku

KAGEMUSHA (1980) – AKİRA KUROSAVA

Filmde dublör/gölge savaşçı rüyasında efendi Shingen’in canlanıp peşine düştüğünü görür. Olağanüstü bir kabus-rüya sekansıdır. Renkleri Akira Kurosava’nın Yume (Düşler) filminden daha rüya ve daha resimdir. Dublör hem efendi Shingen’in peşinden gelmesinden tırsar, hem dönüp gidecek olunca o peşine düşer. Yokluğuna da katlanamaz. Kabustan uyandığında tek gördüğü kendisi ve gölgenin aslı olduğu halde, milyonlarca kişinin etrafını“KAGEMUSHA (1980) – AKİRA KUROSAVA” yazısının devamını oku

ARİRANG (2011) – Kim Ki-Duk

“Aldırmaz sevgilim, Affet seni terk ettim. Arirang tepeleri, arirayo!” Her ikimiz ölünceye dek ayaklarımız acı çekecek. Tabanca yapımı meğer bir demir oymacılığıymış, arınma ve odaklanmaya hizmet edebilirmiş. Kim Ki-Duk’un önemli bir iddiası: “Yaşam hep sadizm ile mazohizm arasında salınır.” Ya kendine daha çektirirsin, ya karşındakine eziyet edersin. Bu durumda yaşam sarmalında büyütücü, oldurucu gözle gördüğümüz“ARİRANG (2011) – Kim Ki-Duk” yazısının devamını oku

YAY / THE BOW / HWAL

Samaria’nın Vasumitra (fahişe) kızı Hwal’da Vasudeva’nın (Kayıkçı Budha) çömezi pozisyonunda oynuyor. Gene monk/çömez, usta/çırak ikililerinden. Buradaki gerçek öksüz değil, buluntu, 10 yıldır teknede yaşatılan; ileriki kocası rolündeki ihtiyarın bütün sanatlarına az çok aşina; varı yoğu, dünyası o tekne ve ustası olan bir kızcağız. Bu teknenin arada bir gelen müşterileri var. Balık tutmanın kolay, avantajlı olduğu“YAY / THE BOW / HWAL” yazısının devamını oku

KİM Kİ-DUK VE SAMARİA FEDAKAR KIZ

Kim Ki-Duk’ta ağlama sahnesi/durumu çok önemlidir. Nerdeyse korku ve dehşetin sağladığı aydınlanmaya denk bir aydınlanma sağlar. Varoluşa katılmanın altı çizili görüntüleridir. “İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış, ve İlkbahar”da insanın her büyüme evresi adeta ağlama, ağlamalı bir açmaz tarafından mühürlenmiştir. Konuşmanın, iletişimin az olduğu Kim Ki-Duk sinemasında ağlama, gözyaşı yağmur ve vaha gibidir. İletişim azlığına bakılırsa ağlama“KİM Kİ-DUK VE SAMARİA FEDAKAR KIZ” yazısının devamını oku